AI yuhlanıyor!

Ortalama Okuma Süresi: 3 dakika

Yuh Sesleri: Mezuniyet Törenlerinde AI Konuşulunca Neden Salonlar Karışıyor?

Mayıs 2026. Arizona Üniversitesi’nin mezuniyet töreni.

Eski Google CEO’su Eric Schmidt sahneye çıktı. Başladı konuşmaya. Teknoloji, geleceğin şekillenmesi, yapay zeka… Ve sonra salonun havasını tamamen değiştiren o cümleyi kurdu:

“Yapay zekayı şekillendirmeye yardım edeceksiniz.”

Salon bir anda uğultulu yuha sesleriyle doldu. Schmidt konuşmaya devam etmeye çalıştı. Daha fazla yuha… “Lütfen bu noktayı açıklamama izin verin —” dedi. Tepki daha da büyüdü.

Aynı hafta Florida’da bir başka konuşmacı AI’ı “yeni sanayi devrimi” olarak tanımladı. Salon hümanistler ve sanat öğrencileriyle doluydu; tepki anındaydı. Tennessee’de bir müzik yöneticisi mezunlara “AI üretimi yeniden yazıyor” dedi. Yine yuha sesleri… Konuşmacı “Şimdi dinleyin ya da sonra bana para ödeyin” diye yanıtladı. Salon daha da çok karıştı.

Bu Sadece İş Korkusu Değil: Bir Kimlik Krizi

İlk bakışta cevap kolay görünüyor: Gençler işlerini kaybetmekten korkuyor.

Kısmen doğru. Axios’un Mayıs 2026 araştırmasına göre Z kuşağının yüzde 42’si yapay zekanın iş fırsatlarına zarar vereceğini düşünüyor. 15-34 yaş arası Amerikalıların yalnızca yüzde 43’ü iş bulmayı kolay bulduğunu söylüyor — 55 yaş üstündeki yüzde 64 ile kıyaslandığında bu 21 puanlık devasa bir uçurum.

Ama o salonlardaki protestoları sadece ekonomik kaygıyla açıklamak yetersiz. Çünkü orada oturan gençler sadece “İşsiz kalacak mıyım?” diye sormuyordu. Küresel bir algoritma yorgunluğunun ortasında, çok daha derin bir soru fırlatıyorlardı sahneye:

“Bu hayatın senaryosunu bana kim yazdı?”

Anlatı Kontrolünü Kaybetmek

Düşünün. Dört yıl okudunuz. Belki daha fazla. Ciddi bir borç yükünün altına girdiniz. Bir alanda derinleşmeye çalıştınız; yazı yazmayı, müzik üretmeyi, tasarım yapmayı, insana dokunan bir zanaatı öğrendiniz.

Ve hayatınızın en sembolik gününde, geleceğinizi temsil etmesi gereken sahnenin başına geçen bir teknoloji lideri çıkıp diyor ki: “Bu öğrendiğiniz şeyleri bir yazılım sizden daha hızlı ve kusursuz yapıyor.”

Bu soru sadece pratik değil; tamamen varoluşsal. Psikolojide buna “kontrol kaybı” ya da “ahlaki hasar” deniyor: Bireyin kendi hayatına, emeğine ve geleceğine dair anlatı kontrolünü yitirdiği hissi. Geleceğin çoktan birileri tarafından yazıldığını ve kendilerine sadece figüranlık kaldığını hissettikleri an, o öfke yuha olarak patlıyor.

Kimin Korkusu Bu? (Mühendisler vs. Hümanistler)

İlginç bir detay var: Her konuşmacı yuhalanmadı. Nvidia CEO’su Jensen Huang, Carnegie Mellon’da konuştu. AI’ın her sektörü kökten dönüştüreceğini söyledi. Salonda tam bir sessizlik hakim oldu; ne bir yuha ne bir alkış.

Fark neydi? Huang mühendislik öğrencilerine konuşuyordu. Schmidt ve diğerleri ise sanat, hümanistik ve sosyal bilim mezunlarına.

Bu bir tesadüf değil. Yazarlar, müzisyenler, tasarımcılar… Yani Anlam Ekonomisi‘nin temelini oluşturan, hayata “ruh ve duygu” katan alanlar, yapay zekanın en doğrudan tehdit ettiği cepheler. Bir mühendis “AI benim yerime kod yazıyor” deyip bunu bir verimlilik artışı olarak görebilir. Ama bir yazar veya sanatçı “AI benim yerime yaratıyor” dediğinde bu verimlilik değil; kimliğin, özgünlüğün ve insan olmanın elinden alınmasıdır.

“Rocket Ship”e Binmenizi İstiyoruz

Eric Schmidt’in salondan en büyük tepkiyi aldığı an, o meşhur Silikon Vadisi mottosunu söylediği andı:

“Biri size bir roket gemisine binmeyi teklif ettiğinde hangi koltuğa oturacağınızı sormayın, sadece binin.”

Bu cümle tamamen iyi niyetle söylenmiş olabilir. Ama o salondaki yeni mezunlar için subtext çok netti: “Sorgulamayın. Direnmeyin. Sadece adapte olun.”

Oysa mezuniyet töreni, kişinin “Kendi hayatımın egemenliği benim elimde” dediği o yegane dönüm noktasıdır. Tam o saniyede bir otoritenin çıkıp “Aslında tren kalktı, siz sadece yolcusunuz” demesi bir güç ve egemenlik meselesidir.

  • Kimler o roketi inşa ediyor?
  • Kimler rotayı çiziyor?
  • Ve kimler sadece edilgen bir şekilde “biniyor”?

Haklılar mı?

Bence hem evet, hem hayır.

Evet; çünkü kaygı son derece gerçek. Bazı meslekler değişiyor, bazıları değerini kaybediyor. Bu dönüşümün yaratacağı kültürel ve insani tahribatı görmezden gelmek yeni nesle karşı büyük bir körlük olur.

Hayır; çünkü bu kırılma insanlık tarihinde ilk kez yaşanmıyor. Matbaa entellektüel elitleri, fotoğraf ressamları, müzik çalar ise canlı müzisyenleri korkutmuştu. Hepsi hayatta kaldı ama biçim değiştirdi.

Asıl mesele şu: Dönüşüm kaçınılmaz olsa bile, onun insani ve ahlaki sınırlarının nasıl çizileceği henüz yazılmadı. Ve o gençlerin salonları dolduran sesleri, bu dijital geçiş sürecinde tam da olması gereken o “sağlıklı mücadeleyi” yaratıyor.

Yuha çekmek pasif bir korku değil; aktif bir taleptir. “Bize geleceğin henüz yazılmadığını söylüyorsunuz; o zaman o geleceği yazarken biz de söz hakkı istiyoruz.”

Peki siz ne düşünüyorsunuz?

Mezuniyet salonlarından yükselen bu sesler haklı bir varoluşsal öfke mi, yoksa değişime karşı beyhude bir direnç mi?

Yorumlarda buluşalım.

Sevgiler,

Sevgi Müge Keçeci

Kaynaklar: Axios Harris Poll (Mayıs 2026) · NBC News · TechCrunch · CBS News · Gallup

Not: Bu yazı reklam veya ticari bir amaç gütmemektedir.

Fotoğraf: Pexels – Towfiqu Barbhuiya

Yorumlar Kıymetlidir…

Comments (

0

)