senin bakıcın yok mu?

Ortalama Okuma Süresi: 5 dakika

Bu hafta kendi yaşıtlarımdan evli olan çiftlerle çok zaman geçirdim. Bir kısmının çocuğu var, bir kısmının yok.

Yaşadıklarını ve deneyimlerini konuşurken o kadar çok şeylerin olduğunu farkettik ki, bir şeylerin eski düzene mi, yoksa güncellemeye mi girmesi gerekiyor bilemedim.

Seneler önce Uluslararası İlişkiler okumaya başladığımda okuduğumuz kitaplardan biri “Komünist Manifesto”ydu.

O zamana dek lisede de kendimce eşitliğe dair dönem ödevleri yapmıştım. Siyahilerin, Afrika kıtasından gemilerle nasıl ikinci sınıf vatandaş olarak Yeni Dünya’ya sunulması ilk ödevimdi ve çok etkisinde kalmış. Eşitliğe dair ilk sızılarım o zaman başladı.

Bu kitapla birlikte seneler içinde kendimce düşündüğüm ve hissettiğim her şeye bir temel bulduğumu farketmiştim. Aslında o kapitalist düzenin içinde işlemeyen bazı eşitsizlikler olduğunun.

Kapitalizmin getirdiği bazı şeylere çok tepkisel oldum seneler içinde. Kendi içimde çok mücadele verdim. Marka sıralarında olmadım, bilmem kaç milyonluk çanta hayalim olmadı. Ama çok o çevrenin içinde oldum ve aslında o çevreden zaman zaman itildim.

Çünkü anlayamadığım bir harcama kültürü vardı. Markalarla anlam bulmak.

Çok saçma geldi hep.

İyi bir çantaysa bana hizmet etmeli. Sosyal statümü belirlememeli. İyi bir parfümse kendimi iyi hissetmek için olmalı, herkes sıkıyor diye sıkmamalıyım. İyi bir ayakkabıysa beni rahat ettirmeli, tabanının rengini göstereceğim diye sokak sokak gezmemeliyim.

Bu aşılıklar içinde kendimi oluşturdum.

Biz bir bakıcı ile büyümedik. Geleneksel bir aile yaşantımız vardı. Roller çok belli ve keskindi.

Bizim dönemimizin devrimi ve belki de psikolojik olarak yaşıtlarımızı en derinden etkileyen ailelerin boşanmasıydı. Tabii o dönem de bunun psikolojik açıları değerlendirilmediği için ne kadar travmatik varsa, maruz kaldık.

Dönemin trendi bizi derinden etkiledi.

Aslında ailelerin almadığı tedbirleri biz okulda kendimizi koruyarak aldık.

Evlilikten Ticari Pazarlığa

Büyüdük.

Büyüdükçe ilişkiler değişti.

Eskiden bir ömür denen evlilikler, nasıl olsa boşanma var diye üzerine düşünülmeden yapılmaya başlandı.

Planlanmayan çocuklar, gelecek garantisi olarak düşünülen çocuklar, sadece maddi kazanç için yapılan evlilikler…

Birçok şeyin önü açıldı.

Sonra kadınlarımız bir döneme kadar çok madur edildi. O maruziyet kadınlara her şeyi yapma imkanı sağladı. Yani aslında o boşanma aşamaları tamamen ticari bir pazarlığa dönüştü.

Tahmin edin düşünülmeyen yine nedir?

Çocuklar.

Genellikle çalışan kesimin ve yaşam standardı yüksek olan kişilerin olduğu bir yere taşındık. Daha başka bir şeyle karşılaştım. Ebeveynle aynı ortamda büyüyen ama onların sevgisinden ve şefkatinden çok uzak, paylaşımı olmayan bir evde büyüyen çocuklar.

Sonra bu mutsuzluğun ve yük olarak görülen sorumlulukların sonucu olan boşanmalar.

Evler kime kalacak?

Kadına teminat ne verilecek?

Ama bilin bakalım yine ne eksik?

Çocuklar hiç hesapta yok.

“Seni Niye Bakıcın Almıyor, Anne Kuzusu musun?”

Görüştüğüm evli çiftler ise hep geleneksel kalıplarla evlilik yapanlar. Yani roller keskin ve belirgin. Erkeklerin şimdiki “Prenses” olarak tabir edilemeyeceği erkeklerle, daha anaç olan kadınların olan evlilikleri.

İdealim bu.

Bu düzen içinde değişmeden böyle bir evlilik hayali kurdum hep.

Ama kolay değil.

Dinledim çok onları.

Çocukları var ilkokulda ve o tür evlerde büyüyen çocukların zorbalığı ile büyüyorlar.

Okulda yaşanan bir konu.

Annesi okuldan almaya gidiyor.

Arkadaşları annesini görünce: “Bakıcın mı?” diye soruyor.

“Annem” diyor.

“Seni niye bakıcın almıyor okuldan? Sen anne kuzusu musun?” sorusu geliyor.

Ardından olan süreçte, çocuk annesinin okuldan almasından rahatsız olduğunu dile getirmeye başlıyor.

Al.

Anneme yaklaşık on senedir “Çocuklarımı okula göndermeyeceğim” diyorum.

“Cahil misin?” diyor.

Birçok kesimden de aynı tepkiyi alıyorum.

Babamdan sonra da hep bir psikolog vardı hayatımda.

“Çatışmadan kaçmak mı?” sorusunu da çok düşündüm.

Yok değil.

İnat bu.

Neyi çatışacağım ki?

Niye çatışayım bu konuyla ilgili.

“Ortaçağ’dan Günümüze Bir Ziyaretçi”

Spor salonuna gidiyorum. Çocuklu bir anne. Spor hocasıyla fazla yakın münasebet içinde. Kendimizce “boşanmış” diyoruz. Onu da normal görmüyorum. Bir annenin bir ağırlığı olmalı diye düşünüyorum hep.

Fakat sonrasında öğreniyoruz. Aslında evliliği devam eden bir kadın.

Bu da normal.

Bunu da normal görüyoruz.

Görmezsek zaten “Ortaçağdan günümüze bir ziyaretçi” muamelesi görüyoruz.

Bunlar normal değil.

Bir kadın kendi ayakları üzerinde durmalı. Bir kadın evlilik içinde olsa dahi kendi hayatını ve rutinini aile kurumunu sarsmayacak bir şekilde sürdürmeli.

İşte o etik ve ahlak kurallar her ne ise sınırları da o olmalı.

Çünkü çocuk yetiştirmek bunu gerektirir. Nesil yetiştirmek böyledir.

Öyle giyindi, böyle giyindi gibi değil. Bu çok ötede bir sorun.

Aile en temel birim. Ailede alamadıklarını, alanlardan nefretle çıkardıkları bir durum.

O çocukların da suçu yok.

Ebeveyn Ehliyeti ve İki Ucun Deliliği

Ebeveyn ehliyeti fikri bana üniversitedeyken gelmişti.

“Herkes anne / baba olmamalı” demiştim.

O zaman da çok eleştirmişlerdi.

En temel haliyle biraz biyoloji. Kadınlar, menstrual döneme girdiğinden itibaren doğurabilir. Yani bazılarına verilen bir imtiyaz değil.

Konu güzelleşip evlenmekse eğer, binbir çeşit teknoloji var, güzelleşir evlenirsin.

Bu bir ekonomi değil, bu bir geçinme yöntemi değil, bu birbirimize karşı üstün geldiğimiz bir kıyaslama konusu değil.

Ergenliğe giren her kişi, o zamandan sonra çocuk doğurabilir yani bu birilerine yüklenmiş bir özellik değil. Evlilik işi de zor değil. O da olur.

Ben öyle yok çikolata, tatlı yemesin, ekran süresi ebeveyni de olamam.

Bunun bir normali yok mu?

Yani illa iki uçtan biri mi olmalıyız?

Bu iş ne zaman bu kadar acayip abartılı oldu anlayamıyorum.

Yani kadınlar doğum makinası ve damızlık olmadığı gibi erkekler de kredi kartı değil. Çok klişe bir açıklama ama böyle.

Sen evde her türlü sevgiyi, şefkati, ilgiyi, alakayı veriyorsun. Sonra bir şeyler oluyor ve o sevgisizliklerini kusan çocuklar, senin binbir emekle büyüttüğün o çocuğa nifak tohumlarını ekip seninle düşman ediyor.

Oldu mu?

Oluyor.

Bazen insan diyor ki, ne çantaymış, ne alışverişmiş, ne para tutkusuymuş diye sormadan edemiyor.

Bunlar neden oluyor?

Bu soruyu soran çocukların da birçoğunun annesi çalışmıyor. Ne yaptıklarını da bilmiyoruz. Doğal olarak evli çiftler de bunu sorguluyor. Kendi çabası yetmiyormuş, kendi çocuğu için mücadelesi yetmiyormuş gibi el kadar çocuktan bakıcı muamelesi görüyor. Kendini sorguluyor.

Sonuna kadar haklı.

Geleneksel evlilik yapanlar kendilerini, kendi hayatlarını sorgularken, ailesiyle büyüyen çocuklar kendilerini bu sevgi yerine maddiyatla doyurulan o sevgisizlikle kıyaslıyor.

Ne gereksiz bir mücadele.

Altı üzeri iki birbirini seven insan bir araya gelip aile kuracak.

Bu iş nasıl böyle bir düzene geldi?

Anlamak mümkün değil.

Anlamak istiyor muyum?

Hayır.

Bir ara hatırlar mısınız? Tembihlenirdik. Para konuşmayın denirdi. O neden kalktı? Oradaki sorun neydi mesela? Hangi enerjiyi tıkadı? Hangi aileden gelen sorunu çözdü?

Uzmanlara Açık Çağrı

Ben uzmanları, aslında saçma sapan şeyler konuşmaktan ziyade bunları konuşmaya davet ediyorum. Bu da benim açık çağrım olsun.

Çünkü bu serzenişleri çok fazla duyar oldum son zamanlarda.

Sanırım belirli konular alarm veriyor.

Bunu daha ne kadar görmezden geleceğiz?

Akranlarıyla sağlıklı iletişim ve ilişki kurabilecek çocuk yetiştirmek neden bu kadar zorlandı?

Yani neden ben çocuğum olduğunda okula göndermeye hevesli olamıyorum?

Neden okulda yaşayacağı problemlere karşı hep bir alarm modunda olmalıyım?

Var mı cevabımız?

Bu çok siyaset üstü.

Maalesef bu konu hiç siyasetle alakalı değil.

Bu konu tamamen geçmiş zamanlardan getirdiğimiz acıların intikamı gibi. Kadınların çalışamamasından, kadınların söz hakkının olmamasından…

Artık var. Çok şükür var.

Bunun için her şeyden çok onu en iyi şekilde korumak için biz çaba göstermeliyiz?

Değil mi?

Bir rica; arkadaşlar, kendimize gelebilir miyiz=)

Sevgiler,

Sevgi Müge Keçeci

Not: Bu yazı reklam veya ticari bir amaç gütmemektedir.

Fotoğraf: Pexels – Artem Podrez

Yorumlar Kıymetlidir…

Comments (

0

)