Ortalama Okuma Süresi: 4 dakika
Geçtiğimiz zamanlardan bir zaman ben çok üzüldüm. Herkesten ve her şeyden kendimi çektim.
Tek başıma bir eve çıktım. Herkesten uzak. Başta kimselere de söylemedim. Bir tek çekirdek ailem bildi orayı. Yazdım, çizdim. Kendimce, kendime bir yol çizdim. Görece uzakta bir yer oldu ki özellikle herkes çat kapı gelmesin diye.
Çekildiğimde kendime dair çok tuhaf bir tabloyla karşılaştım. Ben birçok ilişkimde; anne, hala, teyze, ablaydım.
Ben o içinde bulunduğum grubun en olgunuydum.
Bu zamana kadar da hak etmediğim çok şey duymuşum ama o hayatın yoğun temposunda bunları hep kulak ardı etmişim.
Çünkü zaten kolay bir hayatım yoktu. Zaten şımarıpta ağzının payını verip susturabileceğim bir zamanım yoktu, buna mecbur kalmışım. O ağız dalaşı zaman alır, bir de kendime öyle bir yorgunluk ekleyemezdim.
O yalnızlık bana bir şeyi hatırlattı: yaşımı ve kendimi.
Kendi hayatımı!
O zaman kendi potansiyelimi fark ettim. O zaman kendimi buldum. O zaman kendime döndüm. O zaman kendimi anladım.
İnsan sevildiğinde çocuklaşır. İnsan sevildiğinde şımarır. Ama kendime şımarılma imkanı hiçbir ilişkimde sunulmadığını fark ettim.
Yavaş yavaş çekildim. Çekilince her şey ortaya çıktı.
O çekilme de bir günde olmadı. Zamanla ve yavaş yavaş ve sakin sakin ve aşama aşama.
Hepsinde öğüt veren anne, abla, hala ve teyze olduğumu fark ettim.
O ben değildim.
O bana ait değildi.
Çok olgunum ben. Çılgınlıklarım da olgun. Çılgınlıklarım da kendime has, deliliklerimde.
Macera severim, adrenalin de severim ama körü körüne atlamam, gözümün yemediğini de çok yapmam. Ama var öyle bir yanım.
Ben hayatımın on senesinde buna fırsat bulamamışım ki.
Koca kadın gibi küçücük aklıma hep birilerinin elinden tutmuşum, tutmaya çalışmışım.
Beraber çalıştıklarımla, arkadaşlarımla, sevdiklerimle, sevmeyi seçtiklerimle…
Hep büyük olan ben olmuşum.
Nasıl bir yorgunluk. Nasıl bir ağırlık.
Kendine ait bir alanda işte nefes aldığında bunları fark ediyorsun. Herkesten uzak kalındığında insan kendine daha çok yaklaşıyor. Eskiden belki bir yakın gözlüğü ile bakarken, mikroskopla inceledim kendimi.
Biraz uzak kalınca çok başka bir Müge keşfettim içimde.
Uzun zamandır içimde ne tuttuysam yapmaya başladım. Kursiyer dönemim oldu benim, yoğun kursiyer.
Her ilişkimde bu olmak zorunda mıydım? Olmamaya başladım. İşte o zaman bazı ilişkiler kaybolmaya başladı. Bazı ilişkiler koptu.
İşte o zaman onu da anladım, aslında tutan bendim. Eski Müge’ydi.
İki gün önce biriyle konuşurken benzer bir ilişkiden bahsedince fark ettim; “O arkadaşımı hiç özlemedim gittikten sonra” dedi. O an iki kız karşılıklı aynı şeyi fark ettik; “Çünkü aslında hep alan taraf oymuş”.
Karşıdaki bir şey katmamış ki. Aslında duygusal olarak yıpranan hep karşımdaki kızmış. Onun o tespiti ile kendime de ışık tuttum.
Baştan söyleyeyim. Herkes çok kıymetli. Herkesin hikayesi çok özel. Herkesin yaptığı her şey çok değerli.
Yani aslında yaşıtlarımızın arasındaki bir muhabbete çok benziyor. Sürekli çocuğunu anlatan ve çocuğunun çok özel olduğunu düşünen veliler gibi.
Her çocuk ve bu dünyaya gelen her birey çok kıymetli ve özel. Önce bunun farkında bir olalım.
Sonra da siz kadar herkesin bu hayatta özel ve kıymetli olduğunun farkına varın.
Herkesin aşk hikayesi çok çetrefilli ve özeldi ve benimki değil miydi?
Herkes saçma sapan şeylerle salya sümük ağlayacaktı ve ben ağlamayacak mıydım?
Herkes sarhoş olacak ve ben olmayacak mıydım?
Yani herkesin yaşı gibi davranmaya hakkı vardı ve benim de yok muydu?
Yani bu hayat herkese eğlenceli olacaktı ve bana olmayacak mıydı?
Olacaktı.
Ben o gün o üzüntüden sonra bambaşka bir insan oldum.
O gün işte kendime bir söz verdim; bundan sonra kendimin en olgun olduğu hiçbir ilişkide olmayacağım.
Kendime olgun oldum. Kendimi kaldığı yerden yetiştirmem gereken şekilde ele aldım. Mesela başkasından önce kendime “Neye ihtiyacın var?” sorusunu sordum. “Nasıl bir hayat yaşamak istiyorsun?” sorusunu kendime sordum. “Hangi alanda başarılı olmak istiyorsun?” ve belki de “Seni ne mutlu ediyor, nasıl bir hayat?”
İşimde bir nevi böyleydi. Danışmanlıktı. O danışmanlık zamanla herkesin hayat danışmanlığına evrildi.
Çünkü bu soruları ben çok başkalarına sordum. Bu sorularla başkalarının yanında çok oldum. Karşılığında da türlü saygısızlıkla karşılaştım. İyi de oldu.
Kimse kimsenin annesi de değil, babası da.
Herkes kendi olgunluğunu kendi içinde geliştirsin.
Uzmanlara gidin.
Uzmanlara gittiğinizde de bana “O bunu yaptı. Bu bunu yaptı” demeyin. Önce kendi içinize dönün. Çünkü yaralandığınız yerden yaralıyorsunuz insanları.
Bazen kadın kıskançlığı, bazen sevilmemek, bazen değer görmemek, bazen özgüven eksikliği…
Liste uzar gider.
Bu konularda hassasımdır çok. Çok üzüldüğüm olayda bile tek taraflı anlatamam bir olayı. Çünkü karşımdaki ya o kadar üzülmemiştir, ya çok üzülmüştür. Ona sorsan başka şey anlatır.
Neyse onu da size uzmanlar anlatır.
Bir dert olur sabaha kadar oturur yardımcı olurum, bir sorun olur sabahlara kadar birlikte de ağlarım, gülerim.
Her türlü çocukluğa ve şımarıklığa birlikte varım. Herkesin şımarmaktan ve sorumsuzca davranmaktan anladığı başka. Benimkine de saygı duyulan bir ilişkiye sonuna kadar açığım.
Ama bunun tek taraflı ve sürekli olduğu hiçbir ilişkide ben yokum.
Çevremdeki hiçbir yakın ilişkimde bir dede, bir büyükanne, bir teyze, bir hala ya da bir baba beklentim yok. Ben birlikte eğlenebileceğim, çözümün sadece ben olmayacağı, birlikte çözüm üretebileceğim, el ele verip sorunlara birlikte göğüs gerebileceğim bir çevre kuruyorum kendime.
Yani “Ben dağıttım, gel sen topla ama sen dağıtırsan ben yokum” ilişkilerinde üzgünüm ben yokum.
Geçmiş on seneye baktığımda aslında taşıdığım birçok yükün bana ait olmadığını fark ettim.
Karşılıklı her paylaşımı alıp, verdiğimiz tek taraflı olmayan her ilişkiye varım. Ama eski ben değilim. Olmamaya da söz verdim. O beni çok üzdü çünkü.
Hiçbir zaman, hiçbir sorumluluktan kaçan bir insan olmadım. Her sorumluluğu da alırım, altından da kalkarım. Ama en çok oyalandığım kendi hayat sorumluluğumu almak olmuş. Herkesi onarırken, kendimi kaybedecekmişim.
Her ilişkinize dışarıdan bir bakın: iş olur, arkadaşlık olur, sevgililik olur, evlilik olur. Hangi rol sizin? Siz misiniz yoksa masadaki en olgun ses hep siz misiniz?
Bu farkındalık önemli.
Ben çok “Sana ne?” dedim ama o günden sonra çok “Bana ne?” demeyi de öğrendim.
“Bana ne?”
Çünkü bazı insanlar size bunu öğretir.
Ama bu her insana aynı davranacaksınız demek değildir.
Bazen “Bana ne?” diyemeceğiniz insanlar olacak, bazen “Sana ne?”
Bazen bazı ilişkiler karşılıklı o kadar sağlam temele gelebilir. Bazen gelmez.
O ilişkileri anlayın.
Sevgiler,
Sevgi Müge Keçeci
Not: Bu yazı reklam veya ticari bir amaç gütmemektedir.
Fotoğraf: Pexels – Felipe Cespedes


Yorumlar Kıymetlidir…