Ortalama Okuma Süresi: 5 dakika
Lezzetli mi bilmiyorum.
Ama birçoklarına göre ben zaman zaman birçok kez yiyorum.
Bazen bazı çıkışlarım oluyor.
Birçoklarına göre cesaretli olduğum ve düşünmeden atıldığım anlar.
Şaşırılıyor.
Ben genelde üzerinden çok zaman geçtikten sonra şaşırıyorum.
Tamamen korkusuz olmak değil bu, korkularına rağmen değerli olanları koruma adına yapılan teşebbüsler.
Herkesin değerlisi farklıdır bu hayatta ama ilk değerli kendidir. İlk değeri kendi sınırlarını koruyarak geliştirirsin.
Kendimi bu konuyla ilgili çok irdeledim, dışarıdan çok baktım kendime.
Aşırılık geldi kimi zaman bu davranışlarım.
Değildi.
Birileri bazen geliyor konuşuyoruz.
Yakın zamanda konuştular anlattılar.
“Gemileri yakmak”.
Gençler tabii.
Akşam kendi kendime kaldığımda çok düşünürüm. O günden sonra da düşündüm. Beni de besleyen bu. Açıyorum müziğimi. Yaptıklarımı, hayatımı ve o günün satırlarını geçiriyorum aklımdan.
O gün de konu oydu. Öyle dan dan sonunda ne olacağını bilmeden hareket etmek. Bu işler zaten hesaplı olmaz.
Böyle insanlara da deli diyorlar. Değiliz.
Tecrübeliyiz.
Yani şimdi ben bunu dersem böyle olur hesabı günler öncesinden tutulmuyor. Anlık geliyor o delilik.
Ama tabii temeli oluyor.
Yani ben şöyle yapacağım, böyle yapacağım diye 40 gün öncesinden sefere çıkar gibi bir plan ve projeyle hareket edilmiyor. Anlık geliyor.
Bir de zaten öyle kolay değil o iş. O neleri getirir ardından.
Yaktığım oldu mu?
Oldu.
Öyle bağıra çağıra da değil. Sessiz sessiz. Söylemedim, yaptım. Genelde tartışmıyorum. Yapıyorum.
Bunu da üstten üstten ukala ukala söylemiyorum. Mizacım bu. Kimi tartışır, kimi ağır konuşur. Ben yapıyorum.
Bu hayatta çok katı kuralları olan bir adamın karşısında gözünün içine baka baka kurallarını çiğnedim.
Sözü kanun öyle düşünün.
Gemileri yakabilir misin?
Baban.
Hangi gemi yakması? Mümkün mü?
O iş öyle değil. İnsanlar yolda iki kişiyle tartışınca gemi yaktım zannediyor da. Öyle değil.
O gemileri yakmak değil ama bir de söyledikten sonrasını sırtlanacak yüreğin olacak. Öyle ben noktayı koyarım olmuyor.
Bir gir o mücadeleye koy doğrularını önüne, karşındaki de koysun. Onlar bir çarpışsın.
Tartışmayı anla.
O tartışmanın insanı hiç ummadığın yerlerde nasıl çıkmaza soktuğunu gör.
Gözlemle.
Kendinle kaldığında karşındakinin haklılığına rağmen nasıl kendi doğrularını savunduğunu ve nasıl aslında onun da haklı olduğu gerçeğini bir sindirmeye çabala.
İşte o gemiler öyle yanmıyor yani. O sözü söyledikten sonra, kendini anlattığın departmanların nasıl karşındakinin damarına damarına dokunduğunu bir gözlemle. Güç olarak senden daha üstün birinin, sırf sen; sen olmak istedin diye karşısında kendinin nasıl küçüldüğünü gör.
Gözlemle.
Sindir.
Buraya kadar bile kolay değil yani.
Ego var, Freud var. Var da var.
İnsanın siniri kaldırmaz.
O da zamanla öğreniliyor.
Söylediklerinden sonra kendini nasıl zorluklar beklediğiyle bir yüzleş. O iş öyle kolay değil.
Bir şeye cesaret ediyorsam eğer hesapla değil. Her olay hesaplanır mı? Mümkün değil. Bir şeyi söylüyorsam, tek başıma yüklendiğim birçok şeyin üstesinden gelişlerim gelir.
Ben böyle yaşarken hayretle de izlediler. O gemileri yakmak değil onların söyledikleri.
Ona cesaret edecek temelin yoksa kendini itibarsızlaştırırsın. Öyle hava civa yapmış olursun.
Kendi doğruların adına ne kadar direneceksin?
Bir şeyi yapmaya karar verdin ve bir dirençle karşılaşıyorsun.
O dirence ne kadar direneceksin?
Kısıtlanacaksın, engelleneceksin ve ne kadar mücadele edeceksin. O olayın ağırlığını taşımaya ne kadar cesaretin var?
Şimdi bu esip gürlemeyle ve şamata çıkarmakla olmaz.
Bu mücadele Allah vergisi.
Bu ilk adım.
Devamını getirecek direncin yoksa hiç o tellere basmamalı. Hayatta yolunu kendi bulmuş olanlar, çok çaresizce ve zorda yalnız kalmış olanlar bu durumları aşar. Allah o direnci de öyle kazandırıyor.
Ama en temeli daha küçükten geliyor; güven.
Kendine güven.
Sevgiyle büyüme.
Ben en sevdiğim kişi babamla yaşadım bunu. Sevgi aldın mı yani depon doluysa eğer fiziki olarak kimin yanında olduğunun ve nerede olduğunun önemi yok. O hep hissediliyor.
O sayede her direnci sırtlanabilirsin. Bunu da o kadar zarif yaparsın ki; insanlar senin bütün hayatının toz pembe bulutlarda geçtiğini düşünür. “İyiyim” dersin, “şükür” dersin gülersin. Halbuki bir gününü geçirseler, bir saat sonunda bir yerde yorgunluktan yığılırlar.
Sözün özü; kendin olmak zordur. Kendini var etmek, dünyalar önüne sunulsa da kolay kazanılmaz. Bir eğitim vardır, bir de hayat bilgisi. Böyle kendi doğruları uğruna mücadele eden ve her türlü zorluğa rağmen gözlerinin içi gülen birine iyi bakın.
O çok sevilerek büyümüştür. Çünkü çok sevilen insan o başkalarının sınırları ve kendi doğruları noktasını o kadar iyi çizebilir ki…
Sebebi mi?
Sebebi vicdan. Sevilmek çok büyük bir vicdan taşımayı öğretir çünkü.
Çok sevildikçe de kendini sevmeyi öğrenmiştir. Çünkü bu hayatta düştüğünde kendi kalkan bir zamanlar çok sevildiği için kalkacak gücü bulur, sevildiği için de kendini sever.
Hadi bir ez cümle:
Kendin olmak” dünyadaki en pahalı ama en değerli lüks. Eğer sevildiysen, kendi doğruların için dünyayı karşına alacak kadar güçlüsün ve bu savaşı verirken bile gözlerinin içi gülebilir.
Bu yazının özeti bence bu ama daha iyi özetler de çıkar.
“Müge’yle Derin Felsefe” ya da “Müge’yle Sevginin Önemi” ve belki de kimilerine göre de “Laf Geveleme” seansının sonuna geldiniz, tebrikler.
Sevgiler,
Sevgi Müge Keçeci


Yorumlar Kıymetlidir…