Wooden wardrobe with folded mustard yellow sweater and hanging jackets

İlişkiler ve Kazak Metaforu: Kimin En Sevdiği Kazaksınız?

Ortalama Okuma Süresi: 5 dakika

Ucundan felsefe, kenarından köşesinden her tarafından metafor. Dün akşam böyle bir anda gelince, kendi yaptığım metaforu çok benimsedim.

Yazıya başlıyoruz hazır mısınız?

Hayal gücünüzü biraz hedef alan bir yazıya başlıyoruz.

Hazmedemediği bazı şeylerle insan şöyle minik bir geçmiş yoklamasıyla yüzleşiyor. İçimde çok affetmeye çalıştığım insanlar var. Affedemiyorum.

Bu ara bazı olaylar, bazı şeyleri çok hatırlatıyor. Eskiden çekip gitmiştim bazı durumlardan sıyırmıştım kendimi. Mücadele etmekten korktuğumdan değil, çatışmadan kaçtığımdan değil.

İnanamadığımdan.

Ama bir süredir affetmeden sinirlenmemeyi öğrendim.

İnsana öyle oluyor ama yakın arkadaşlarının yakın olmadığıyla yüzleşiyorsun. Sevdiğini düşündüklerinin sevmediğini anlıyorsun. Hep yanında olacağını sandıklarının ilk gidenler olduğuyla yüzleşiyorsun.

En yakın arkadaşlarının sır tuttuğunu düşünüyorsun, iyiliğini istediğini düşünüyorsun.

Bazılarının sevdiğini sanıyorsun, bazılarının aşık olduğunu, bazılarının da seninle mutlu olduğunu.

Sen de bazılarıyla mutlu olduğunu sanıyorsun.

Ama öyle değil aslında.

Hayatlarımız değişiyor. Bir gün birileri hayatımızda varken sonra olmuyor. Bu konu her ilişki boyutunda değerlendirilir.

Arkadaşlık, iş, dostluk, meslek, semt, sevgililik, evlilik…

Adına ne dersek diyelim. Yazının sonunda ne kadar uyduğunu anlayacaksınız.

Birileriyle yollarımız bir sebepten ayrılıyor. Bir şekilde o diyalog çıkmaza giriyor. Ya biz ilerliyoruz, ya biz geride kalıyoruz.

Ya biz anlamıyoruz, ya o anlamıyor.

Bu bir anda gelmiyor insana.

Uzun uzun düşünüyoruz.

Sonunda elimizde bir soru kalıyor: “Ne paylaşıyoruz ki?”

Ve o talihsiz sonuç: “Hiç bir şey paylaşmıyoruz. Birbirimizi anlamıyoruz.”

O her kimse hayatımızdan çıkarmak istiyoruz ve çıkarıyoruz. Çünkü hayatımızda olduğu her müddet her ikimiz için de aslında anlaşmazlık, ona bağlı bir sinir olma ve sonunda aslında hiç olmayacak yerlere varan bir diyaloğa giriliyor.

Çıkarıyor hayatından seni.

Aslında çoktan çıkarmış ama senin haberin yok.

Fakat sonra bir şey oluyor.

Bir sebepten kıymetini de anlıyor.

Bunu zamanında çok sevdiğimiz bir eşya gibi düşünelim. Onlara da bir anlam yükleriz çünkü. Zamanında çok sevdiğimiz bir kazağımızı düşünelim. Zamanında sevmiştik ve verdik.

Giymiyorum” demiş ve kenara atmıştık. Rengi uymuyor belki tenimize, belki bedenimize, giymemiştik ve bir sebepten soğumuştuk ya.

O kazağı verdiğiniz insandan istiyor musunuz?

Hayır.

Gidip üzerinden zorla çıkarmaya çalışıyor musunuz?

Ben daha hiç görmedim öyle bir şey.

Bazen de bir ilişki böyle oluyor. Pişman olunuyor. Ama o kazak benimdi. Ama senindi verdin.

Ama bunun geri istememizin en büyük nedeni şu; başkasına daha çok yakışması ya da sonradan aldığımız kazağın eskisi gibi olmayışı.

Geri isteme sebebimiz kazağa olan aşkımız değil aslında; ya başkasına bizden daha çok yakışması ya da yerine aldıklarımızın o eski tadı vermeyişi…

Onu nasıl geri istemiyorsak bu durum hayatımızdan çıkanlar gibi. Kaybetmek için her şeyi yapmışsın, kenara atmışsın istememişsin, giymemişsin, elinde olmayan sebeplerle değil, bırakmışsın. Sonra aramamışsın sormamışsın.

Bir gün aklına gelmiş ya da bir yerde önüne çıkmış. Kazak başkasına yakışmış bambaşka bir kazak gibi. Gidip üzerinden alır mısın başkasının? Almazsın. Hayatından çıkanlar da böyle. Ben bir insandan uzaklaşmadan çok tartarım.

Hepimiz dolap ayıklaması yaparız. Her sezon belki bir şeyler alırız. Belki eskilerden bir şeyler vardır. Önce o eskilere bakılır hep.

“Kaç kere giydim?” sorusu sorulur her biri için ve artık giymediklerimiz bir kenara gider.

Ben bazı şeyleri hiç veremem. Anısı vardır, bir özel günü vardır. Onlar zaten değerlendirmeye de girmez.

En sevdiklerimi vermemek için dolabımda özel yer açarım. Onlara bir şey olmasın diye de gözüm gibi bakarım. Zaman zaman giyerim. Özel anları olur onların.

O sebepten hayatınızdan çıkan insanlar mutluysa eğer hatanızla yüzleşin. Çünkü aslında siz çıkardınız. İstemediniz. Giymediniz.

Giyemediniz değil, bıraktınız. Başkasına verdiniz.

Sizden habersiz biri gelip dolabınızdan da giymedi. Bile isteye verdiniz.

Pişman olmamak için çıkarmadan veya kaybetmeden önce de iyice ölçün biçin. O kendi kurduğu hayatında mutlu olduğunda da bulaşmayın. Çünkü çok sevdiğin o her ne ise kaybetmemek için hissettirirsin, değer verdiğini gösterirsin. Özel anlarında hep yanında olsun istersin.

Sürekli bağımlı gibi değil, değeri biçilemeyen bir değer gibi özel bir özen gösterirsiniz. O en sevdiğiniz kazağınız olduğunu anlar. Kazak dersin ama yıpranmaz, tülermez, rengi solmaz. Çünkü özenirsin. İnsanlarda böyledir, ilişkilerde.

Bu kazak metaforu kalsın aklınızda.

En sevdiğiniz sizinleyken yıpranmaz, tülermez, solmaz. Siz de aynı şekilde. O yüzden bu metafor üzerinden tekrar bakın ilişkilerinize. En sevdiği kazağı olduğunuzu düşündüğünüz ve sizin en sevdiğiniz kazağınız aynı mı?

O depresyon hırkası gibi olanlardan bahsetmiyorum. Dolabınızın en güzel kazağından bahsediyorum, hep yanınızda olan o kazaktan bahsediyorum. Her haliyle sizi hep şık gösteren kazaktan?

İnsanın aslında bencilliğini en iyi depresyon hırkalarından anlarsınız. Vardır öyle sadece depresyondayken giydiği hırkalar. Başka zamanlarda suratına bakmazlar ama ne zaman moralleri bozuk olsa ona sarılırlar.

Benim depresyon hırkam yoktur. En sevdiğim hırka beni her halimle görür. Her halimde yanımda olsun isterim. Etiketlemem öyle hırkalarımı.

Depresyon hırkası seven insanlara dikkat edin, sadece ağladığı biri vardır. Ama mutlu olduğunda o insana gitmez, sadece ağlamaya gider.

O yüzden depresyon hırkası olmadığınızdan da emin olun.

Vermeyin o yüzden.

Baktınız başkasında daha güzel durdu, bırakın.

Başkasında parlıyor.

Başkasına daha çok yakışmış.

Bırakın.

Kendinize de bir bakın.

Kendinizi bir kazak olarak düşünün.

En sevdiği kazağı olmadığını hissettiğiniz kimseyi en sevdiği kazağıymış gibi ısıtmayın. Yakışmayın üzerine. Kendinizi ona uydurmak için uğraşmayın. Bu metaforu bütün ilişkilerinizde değerlendirin.

Çünkü insan en sevdiği kazağını sıkı sıkı sarar, yazın dinlendirir, kışın iyi bakar.

Çünkü en sevdiği kazağıyla insan mutlu olur, güler, gözlerinin içi bile güler. Çünkü yerinde duramaz. Ama bu bir gün olmaz. Her gördüğünde aynı şeyi hisseder o kazağa bakan. İlk gün heyecanı değildir. Aradan seneler geçse de o kazağına ilk günkü gibi bakar.

Kimin en sevdiği kazaksınız?

Kim en sevdiğiniz kazak?

Soruyu; “Kimin? Nerenin? Neyin?” sorularıyla da değiştirebilirsiniz. Cevap çıkar ortaya.

“Müge’yle Modaya Dair Metaforlar” konseptli bir yazının sonuna geldiniz sevgili kazaklar=)”

Sevgiler,

Sevgi Müge Keçeci

Yorumlar Kıymetlidir…

Comments (

0

)