Empty school hallway with rows of lockers and backpacks lined along the wall

yeni nesil bakıcılar?

Ortalama Okuma Süresi: 4 dakika

Nasıl memnun muyuz bakıcılardan?

Çocuklarımıza güzel bakıyorlar mı?

Biz oluyorlar mı?

Biz gibi çocuk büyütüyorlar mı?

İngilizce biliyorlar, matematik biliyorlar, fen bileni bile var.

Sizce?

Ama bakıcılar bildiğiniz gibi değil. Şikayetçiyiz çok onlardan.

Yazının sonunda kim olduklarını açıklayacağım. Ama öncesinde bir şeyler yazmak istiyorum. Çok üzüldüm.

İçim acıdı bugün.

Çocuklarımı okula göndermek istemiyorum” demeye iki sene önce başladım.

Büyükannem iki çocuğu okusun diye liseye İstanbul’a getirmiş, ben çocuğum olsa gidecek, nüfusu 50’yi geçmeyen köy okulu arayacağım. Kıvamım o.

Aklı selim herkes konunun çok farkında. Ama kimse bir şey yapamıyor. Haklı olmak iddiası değil bu, velilerle konuşan herkes durumun ne kadar ciddi olduğunun farkında.

Özel okul, devlet okulu sorunu değil bu.

Ülkemiz de değil konu. Bugün bir yabancı öğretmenin videosu çıktı karşıma. Çocukların teknoloji bağımlılığından bahsediyor. Bu cihazlar ellerinden alındığında ise canavara dönüştüklerinden. Gerçekten dönüşüyorlar. Gözümüzle görüyoruz.

Geçtiğimiz gün ülkenin en pahalı okullarından birinin velisiyle konuşurken kanım dondu. Ortaokul öğrencilerinin yaşadıkları akıl alır gibi değil. Bundan iki sene önce “Ne kadar ayıp” dediğim şeyler normalleri olmuş, yenileri ise vahim.

Yozlaşma maalesef çok hızlı ilerliyor. Bugün çok üzüldüm. Gerçekten içim parçalandı. Ne çalıştığımı bildim, ne yediğimi. Durum ve tablo vahim ama ruhsal şiddette azımsanmayacak boyutta. Bu durum sadece ülkemize de özgü değil.

Eskiden arkadaşlarımın çocukları olurken içim burkulurdu. Kıskanmak gibi değil imrenirdim, ben de bir an evvel çocuk sahibi olmak isterdim. Ben hayatımda ilk kez bu sene “İyi ki çocuğum yok” dedim. Çünkü ben çocuğumu çevrem gibi büyütemem ve böyle büyütmediğim çocuğun toplumda herhangi bir yeri olmaz.

Ona kendi çocukluğumdaki gibi bir ev ortamı sunabilirim ama dışarı çıktığında hayatın öyle olmadığını bilecek. Mesela ben ona saygıyı, sevgiyi ve güzel şeyleri anlatacağım ve gözlerinin içi gülen bir çocuk yetiştireceğim ama 11-12 yaşına geldiğinde herkes başka bir hayat yaşadığı için ben onu mutlu edemeyeceğim, kafası karışacak.

Bir büyük olarak yol göstermede zorlanacağım. Neden?

Çünkü birkaç ebeveyn bu sevgiyi yani manevi verilecek her şeyi madden karşılamayı seçtiği için. Çocuklarında oluşturdukları “üstünüm ve her şeyi yapabilirim” zorbalığına maruz kalması için mi? Çocuğum hem zorbalığa uğrayacak, hem de kendini kötü hissedecek, neden?

Geçtiğimiz günlerde bir eğitimci ile dertleştik biraz bu konuyu. “Seni dışlarlar” dedi. Biraz da geçmişimi bilen biri. Haklı. Benim sadece çocuğum değil, velisi olarak ben de dışlanırım.

Bugün bir video daha çok karşıma çıktı. Hababam Sınıf’ında Mahmut Hoca’nın çocuklar yerine velilere karne verdiği sahne. Sonuna kadar katılıyorum.

Dünyada genel olarak toplumlarda bir sıkıntı var. Ben 40’ıma yaklaşıyorum, aklı selim bir akranımla konuştuğum zaman gözlerim parlıyor.

Hafta sonu, çocuğunu ‘bakıcıya‘ bırakmak yerine, çocuğuyla birlikte olan akranımı görünce sarılasım geliyor. Kısacası bir anne çocuğuyla ilgilenince görünce gözlerim doluyor.

Özellikle son senelerde kendimden daha büyüklerle zaman geçirmeye başladım. Her geçen gün yaş seviyem artıyor.

Kendi akranlarımla sanki aynı dönemde büyümemiş gibiyim.

Anlaşamıyorum.

Hepimiz lisede psikoloji aldık. Sonra hepimiz üniversite de okuduk. Ben hiçbir yerde böyle bir çocuk ya da toplum yetiştirme yöntemine rastlamadım. Kendi bölümümde sosyoloji aldım, psikoloji ilgi alanım. Çok okuyorum o alana dair.

Ben daha medeniyetin başından bu yana “ceza” ya da “yasak” olmayan bir uygarlığa denk gelmedim. Medeniyet öncesi mağara döneminde bile kabilelerin kendi kuralları var.

Çünkü toplu yaşam bunu gerektirir.

Biz okuduk ya, öğrendik bunları.

Kendi ebeveyn arkadaşlarıma “ceza” ve “yasak” dediğimde bana ortaçağ karakteri gibi bakıyorlar.

Yasak” demiyoruz, “ceza” lafı haşa yok. Ceza yok. 3-4 yaşındaki çocuk; ne hayır biliyor, ne olmaz biliyor. Her şey mübah.

Olabilir mi böyle bir şey?

Olay çok devletler üzeri.

Evde, ev yaşamında nasıl yasak olmaz?

Ben birine sordum ama.

Bu çocuk okula başlayınca ‘yasak’ kelimesini nasıl öğrenecek? Yapmaması gereken bir şey yaptığında ‘ceza’ ne olacak?” diye.

Okulda öğretecekler” dedi.

Okuyoruz çok şükür. Tüm uzmanlar belirli terimlerin öğrenme süresi için “İlk 7 sene” diyor. Doğduğundan itibaren ilk 7 sene yani şekilleniyor o hamur.

E okula başlıyor 6-7.

Zaman kalmadı ki, ne zaman öğrenecek?

Bunları söylüyorum diye bir de dışlanıyorum. Gelenek, saygı, edep diyeni duyunca sarılasım geliyor.

Herkes böyle” deniyor.

Şimdi böyle çocuk yetiştiriliyor” deniyor.

Böyle olmazsan çocuğun dışlanır” deniyor.

Bizim zamanımızda yanlışlar yok muydu?

Vardı.

Çok saçma sapan şeyler yaşadık. Bir arkadaşımız, yan sınıftan bir arkadaşımızla kavga ederdi, iki sınıf 72 kişi bir araya getirilir, onlar yüzünden hepimiz ceza alırdık.

Yemekten kaçtığım için kaç defa azar işittim.

Doğru muydu?

Değildi.

Bizim zamanımızda şefkat yoktu, öz sevgi, öz değer kavramları üzerinden ilerlemiyordu eğitim.

Bu biraz bu durumu şuna benzetiyorum; savaş sonrası nesillere dikkatli bakın, genelde kendine çok yeten bir neslin, bize göre çok şımarık büyümüş çocukları olurlar.

Bunun en temel nedeni; kendilerini yetiştiren nesillerin yaşadıkları zorlukları, çocukları yaşamasın diye verdikleri mücadelede yatar. Onlar, kendi yaşadıkları zorlukları yaşamasın diye pek çok zorluğu çocuklarına hissettirmezler.

Ama bu bahsettiğim kaç sene, kaç nesil öncesi. Onlardan okuyanlar bir elin parmaklarını geçmiyor.

Şimdi?

Herkes kitap okuyor, akranlarım hamile kaldıklarında başladılar okumaya, oku oku.

E bu kadar okuyan neslin çocukları nasıl böyle oldu?

Şöyle oldu.

Bütün gün aşk romanı okursan romantize bir karakter olursun. Sadece seçtiğin kitapları okursan, herkesin okuduğunu okursan, herkes gibi olursun. Herkes gibi düşünürsün.

Doktorun popüleri var, psikoloğun popüleri var. Kitleler halinde bir sürüklenme var. Ünlü ve popüler olana koşulsuz itaat var.

Biz maalesef toplum olarak herkes ne okuyorsa okuduğumuz gibi, bir de anlamak için okumuyoruz. Kendimizi haklı çıkarmak için okuyoruz.

Bunun dışında da maalesef…

Bu tablo biraz da “benim kızım prenses, oğlum prens”, “herkes evleniyor, evlilik modası”, “bir çocuk yaparım kendimi garantiye alırım”, “mutsuz evlilik” ve çokça da toplumlarda teknoloji hızla gelişirken, zihinsel olarak bu gelişimin ötesinde durup sorgulayamamaktan geliyor.

O yüzden sokaktaki evcil hayvan sayısı da arttı. Neden?

Bakamazsak bırakırız?

O çocuk onu öğreniyor.

Bir veli çok güzel bir tespit yaptı.

Bu çocuklar, bu okullarda 8-9 yaşında empati anlatıyorlar. Biz üniversitede öğrendik. Bu çocuklar nasıl bu hale geliyor?” sorusunu sordu. Çok doğru.

Sizce de değil mi?

Özel okullar için durum bu.

Ben bir öğretmenin: “Biz bakıcıyız” dediğini duydum.

Çok üzüldüm.

Çalış, çabala kendini hırpala ve sonunda biri senin yapman gereken şeyi yapmak için didinsin dursun, sonunda da şikayet edilsin. Devlet okulları için ise bambaşka…

Bakın; bilmiyoruz. Önce bunu kabul edelim. Ne olursak olalım, hiçbirimiz hiç bir şeyi tam olarak bilmiyoruz. Hele ki eğitim alanında bu kadar çalışan, emek veren insan varken, bir eğitimci değilsek, eğitmenleri dinleyeceğiz. Onların yönergelerini takip edeceğiz. Baktık ki, çok yanlış var insani olarak o zaman usülünce konuşacağız.

Durup dururken kimsenin işine müdahale etmeyeceğiz.

Benim formasyonum yok, eğitim veremem. Bilmediğim alanlarda böyle bir yetkinlikle ahkam kesemem. Bırakalım mı biraz eğitmenlere bu görevi?

Niye bırakamıyoruz?

Bizimle de ilgili değil, dünyanın geneli böyle.

Veliler eğitime şekil veriyor.

E boşaltalım okulları, öğretmenler çıksın, her gün bir veli ders versin.

Olur mu öyle?

Olacaksa tamam. Herkes fikrini beyan etsin.

Çünkü bakıcılardan memnun değiliz.

Şu an dünyanın trendi kişiselleştirme. Maalesef eğitim ancak bu kadar kişiselleştirilir. 20 kişiye, her biri ayrı değerlendirilip eğitim alacak bir platform sunmak mümkün değil.

Çok kişiselleştirmeyse kraliyet okulları var. Ben buradan o okullara gidip, başarılı olmayı geçtim, disiplin sorunu yaşamayan çocuk daha duymadım.

Neden?

Çünkü sorun bakıcılarda değil.

Siz bakıcıların kıymetini bilin bence.

Son zamanlarda inanılmaz saçma şeyler duyuyorum. Biz sanırım son nesildik. Söz dinleyen, kurallarla büyüyen, yasak ve saygı bilen… Sonra bir şeyler oldu ama güzel olmadı. Teknoloji kötü değil, onu kullanmakta kötü değil. Nasıl kullanacağını bilmemek asıl mesele.

Liseden itibaren teknolojiyle dil öğrendim, eğitimler aldım, etinden sütünden faydalandım, faydalanacağım ve faydalanılmasını savunacağım.

Konu teknoloji de değil.

Bakıcılar da değil.

Derslerin azlığı, çokluğu da değil.

Özel, devlet de değil.

20 kişi, 35 kişi de değil.

Konu ebeveynler.

Ebeveyn yani erişkin birey yozlaşması.

Yozlaşma ise dünyanın genelinde.

Maalesef.

Çocuğu olan ve böyle düşünen ve bunları sorgulayan herkese bol sabır ve dirayet diliyorum. İşiniz zor.

Sevgiler…

Sevgi Müge Keçeci

Not: Yazının herhangi bir yerinde reklam ya da herhangi bir ticari iş birliği yok.

Erişkin Yozlaşması: Rehberliğini Kaybeden Yetişkinler Çağı – Sevgİ Müge Keçecİ için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Comments (

1

)

  1. Erişkin Yozlaşması: Rehberliğini Kaybeden Yetişkinler Çağı – Sevgİ Müge Keçecİ

    […] “Yeni Nesil Bakıcılar” yazımda bahsettiğim bir eğitimcinin bir cümlesi olan, “Biz bakıcıyız”, aslında erişkin yozlaşmasının bir sonucu. Yetişkinler, kendi ebeveynlik görevlerini; edep, saygı, kural öğretme, “satın alınabilir hizmetler” kategorisine koydular. […]

    Beğen