Başka Yolu Yok
Ama arsızca değil.
Fikrini ifade etmekten çekinmeyecek.
“Söylersem kaybeder miyim?” tereddüdünü yaşamayacak.
Konuşacak, susturulmayacak. Kadın ya da erkek; terbiyesizlik, arsızlık, laubalilik ya da başkasını kasıtlı olarak kıracak hiçbir şey yapmadığı müddetçe kadın konuşacak, fikrini belirtecek. İnsan çünkü. Söyleyemediği her şey içini yakar, anlatamadığı her şey onu çürütür.
Beş ya da altı yaşımdayım. Her hafta sonunu dedemle geçiriyorum. Yemekler, gezmeler, ne istersem yapılıyor. O kadar düşkün bana. Yani dedem “Uçalım!” desem, kanat takacak. Öyleyiz. Ama ben bin tembihle evden çıkıyorum: “Sakın onları yorma, zorlama, sakin otur, yaramazlık yapma.” İnkâr edemeyeceğim, bir gün üzmedim. Lafından çıkmadım. Terbiyesizlik, şımarıklık ya da sebepsiz herhangi bir inat yapmadım. Çok uyumluyumdur.
Bir gün, güzel bir oteldeyiz. Yanımıza otel müdürü geldi. Dedem hatırı sayılır biri. Masada hep birileri var. Beyefendi döndü bana baktı: “Ne şanslısın, bir dediğini iki etmiyorlar, seni çok seviyorlar.” Dedem, beyefendiye döndü: “Asıl biz şanslıyız bizi seçtiği için,” dedi. Çünkü benimle eğleniyorlardı; bir çocuk enerji verir çünkü, hayat katar bulunduğu yere. Ben de tam bir cimcime; enerjik, tatlı ve bilmiş biri.
Dedem tıp okumuş, altı sene. Son sene bırakmış. Almamış diplomasını. Doktor eğitmenlerden birine sinirlenmiş, bırakmış okulu. Yemeklerimi o seçerdi. Ekmek yemem yasaktı. Bol sebze, lüzumsuz hiçbir şey yok masada. Ben de bir şeyi yemek istemedim ama söyleyemedim. Hiçbir şey demedim. İki ya da üç lokma sonra dedem bana baktı: “İstemiyor musun?” dedi. “Beğenmedim,” dedim. “Tamam, yemek zorunda değilsin.” Şaşırdım. Faydalı demişti çünkü. Hemen garson ağabeylerden birini çağırdı. O yemek yerine ona benzeyen faydalı başka bir yemek söylendi.
Ağabey ayrıldı. Bana döndü: “Bir daha sevmediğin bir şey olursa söyle. Çünkü biz bilemeyiz; kendini ifade etmekten korkma,” dedi. Çok küçüktüm. Bunu hiç kullanmadım ama çocukluktan itibaren söylemekten korkmadım. Babamla daha fazla çatışma yaşardık. Ona bile çekinmeden söyledim fikrimi, ne hissediyorsam. Annem bana göre daha sakin ve içine atan bir karakterdi; onun konuşamadığı yerlerde yine başrollerde ben. Evde dikkat çekmeye başladım.
Rahmetli babam ne gülerdi: “Beni susturamazsın!” derdim. Babam içten içe çok gurur duyardı.
Bir gün dedi ki:
“Seni kurtların arasına salsam hayvanlar çenenden kaçar.”
“Allah senin kocana sabır versin,” de dedi.
“Senin erkek arkadaşın olmaz; normal bu çeneyle, bu bilmişlikle olur mu?” da dedi.
Ama şunu da söyledi:
“Seni seven çok şanslı, her şey dilinde.”
“Sen çok netsin, erkekleri kaçırırsın. Biraz cilveli ol” da dedi.
“Böyle ol, hep kendin ol,” da dedi.
Dedemle halama bakıyordum. Halam da öyleydi. Dedemle açık açık her şeyi konuşuyordu. Ama bir gün olsun ne babama ne dedeme hakaret etmedim, saygısızlık yapmadım. Erkeklik gururlarını zedeleyecek tek bir söz etmedim.
Büyüdüm. Bir gün haklıydım ama. Lisede haksızlık savaşçısı gibiydim. Hep başrol bende. Okulda haklı olduğumuz bir konuda önce öğretmenle düzeyli bir tartışmaya girdim. Ardından müdür “Git anlat!” dedi. Dersten çıktım. “Şimdi değil!” diye arkamdan bağırıyordu ama şimdi çözülmezse bir anlamı yoktu. Baktım arkamda sınıftan bir de erkek arkadaşım. Girdim, derdimi anlattım, hakkımı aldım.
Üniversitede daha özgür, çatır çatır. Ben yine başrollerdeyim. İşe girdim, koca koca insanlara laf yetiştiriyorum, fikrimi söylüyorum. Normal bu bana göre. Bir gün kendi işimi kurdum. Birine danışmanlık veriyorum. Yirmi altı yaşımdayım. Benden yaşça büyük, hatta veteran olabilecek düzeyde insanlar var toplantıda. Ben çatır çatır fikirlerimi anlattım, düzeyli bir şekilde tartışmamı da yaptım. Yanımda da benim yaşlarımda bir kız var. Tartışma biraz geleneksel ve modern yöntemlere geldiği için kıza döndüm: “Sence de öyle değil mi?” dedim. Bana bakıyor. “Fikrini söylesene!” diyorum. Bakıyor. Kız biliyorum, Türk ve iyi de bir konumda. Konuşamıyor ama, kendini ifade edemiyor. Hemen şirketlerinden biri bana döndü: “O toplantıdan sonra konuşur,” dedi. “Ben duymayacağım ama,” dedim. “Şimdi geçelim o konuyu,” dedi.
Ben geçer miyim? Geçmedim. “Ben kalkıyorum, o zaman toplantıya gerek yok,” dedim. Kalktım. E, gerek yok çünkü konuşmayacaksak, tartışmayacaksak, ortak yol yoksa.
Bugün bunu çok düşündüm, hatta uzun zamandır da çokça aklımda. Beni bu kadar güçlü kılan, babamların verdiği güvendi. Babam çok güzel tartışır, konuştururdu beni. Annem daha kapalıdır, duygularını çok ifade etmez. Babam ifade insanıdır, hiç çekinmezdi. Dedem de öyle; çok konuşur, anlatır, kendini çok güzel ifade ederdi. Babam biraz arada sokak ağzını kullanırdı. Ben araları oldum. Çok raydan çıkmazsam, delirtmezlerse ağzımı hiç bozmam.
Konuşmalı kadın. Kadın duygularını ifade etmeli. Kadınla diyalog kurulmalı. İnsan çünkü. Ben önce dedemi, sonra babamı kaybettim. Sonra okul, iş yaşamı derken bazen kendime “Nasıl insanlarla zaman geçirdim?” diye soruyorum. Kolay aslında. Bir süre sonra şuna geldim: Baktım karşımdaki insan kendini ifade edemiyor, konuşmuyor, anlatmıyor, sıvışıyorum.
Kendini ifade etmek her zaman konuşmak, tartışmak değildir. Her şeyin bir zamanı vardır. Bazen yazarsın, bazen resim yaparsın, bazen spor yaparsın, bazen şarkılar senin için konuşur. Hani diyorlar ya, her insanın içinde hem maskülen hem feminen özellikler vardır. Doğru aslında bunlar. Çok safsata yapılıp ele avuca düşmeseydi değerli şeyler. Bir erkek eğer kendini doğru ifade edebiliyorsa bir hobisi vardır, bir şeylerle uğraşıyordur, kendine yatırım yapıyordur. Çünkü konuşmak böyledir. Kadın da erkek de dengede olmak zorundadır. Aksi ya çok feminen erkek ya da çok maskülen erkek olur. Kadında da böyledir: Ya çok feminen bir kadın olursun ya da çok maskülen. İkisi de uçta tehlikelidir. Çok feminen bir kadın küskündür, kendini ifade edemez. Çok maskülen kadın hep harekettedir, dengesi yoktur.
Kendini ifade etmek bir kadın için önemli. Bu da bir kadını feminist yapmaz, bu bir. İkincisi, bu yazıyı yazmamın nedeni, hâlâ kadınların kendini iyi ifade edememesi. Neden? Kendilerine yatırım yapmıyorlar çünkü. Şimdi oturacaksın, kendini analiz edeceksin: “Neye ihtiyacım var?” Mesela aksiyona geçemiyorsan spor yapabilirsin. Duygularını ifade etmek için kendi kendine konuşmalar hazırlayabilirsin. Mesela olumlu düşünmek için resim yapabilirsin. Farklı bir alanla kafanı dağıtmak için kitap okuyabilirsin. Aktivite çok, bol. Bunlar daha çok konuşulmalı.
Benim çok evde kalıp çok okuduğum bir dönem vardı. Günde iki kitap bitiriyordum neredeyse, bir yandan çalışıyordum. Sonra şunu fark ettim: Harekete geçemiyorum. Bu, uzun süren sakatlıklarda da olur. Şu an mesela yine öyle bir döneme girer gibi hissediyorum. Her sabah sabah ayazında sokağa çıkıp yürüyorum. Neden? Hareket hâlinde olmak için, o hareketsizliğe saplanıp kalmamak için.
Başkalarına sardırmamak için.
Kendinizle barışık olmanız için.
Kendinize bakın. Kendinize iyi bakın. Konuşun. Kendinizi ifade etmekten çekinmeyin.
Bir sonraki yazıda da sizlere hangi aktivite, neye iyi gelir onu yazarım.
Sevgiler,
Sevgi Müge Keçeci


dengeleniyoruz. – Sevgİ Müge Keçecİ için bir cevap yazın Cevabı iptal et