beni pohpohla!

Ortalama Okuma Süresi: 5 dakika

Geçtiğimiz gün bir yürüyüş sırasında bir diyalog dikkatimi çekti. O kadar yüksek sesli ve abartılı bir konuşmaydı ki, insanın dikkat etmemesi mümkün değildi. Gerçeklikten uzak, yanındakini olabildiğince yukarılara çıkaran ama bunu da bilinçli yapan bir konuşmaydı.

İki kişi düşünün. Biri daha güçlü. Biri daha zayıf. Zayıf olan, güçlü olanın çocuğu için diyor ki:

“Bunu burada bu yaşta ilk yapan sizin çocuğunuz olabilir, bu kadar yetenekli çocukların buraya geldiğini bu yaşlarda düşünmüyorum”.

Ve o insanlar sonra bir yerlerde koca koca laflar ederler; çocuklar abartılmasın, herkesin çocuğu çok abartılıyor.

İnsanlara da bununla ilgili ahkamlar kesilir.

Olacak, bir gün o insanı bunları söylerken de göreceğime o kadar eminim ki, hiç şaşmaz.

Sinirlendim. Sonra gülümsedim.

Tevazu…

Zor bir şey değil.

Sonra bazı insanların neden öyle kalabalıklarla gezdiğini anlıyor insan. Güç aslında sessiz. Özgüven sessiz. Çünkü bahsi geçen kişileri genelde hep kalabalık görüyorum. Hep asistanlar var, bir de değil birkaç tane. Özel günlerinde, aile günlerinde bile o asistanlar var.

Çünkü o asistanların görevi aslında asiste etmek değil, pohpohlamak.

Çünkü o asistanın görevi aslında onun eksiklerini o hissetmeden anlamak ve aslında onu o konularda asiste etmekken, o asistanın görevi maalesef bizim gibi kültürlerde sadece pohpohlamak.

Onların aslında olduğunu ispatlamak, döne döne olduğunu ispatlamak.

Olmuyor insan.

Hiçbir zaman.

Oldum dedim mi bil ki, aslında hiç olamamışsındır.

Olmadığını bilen ilerler bu hayatta.

Bu tarz kalabalık gruplarla ve asistan ordusu ile gezmek aslında dışarıdan gelebilecek herhangi bir gerçeği kaldıramamak demek. Ona hazır olmamak demek.

Çünkü yalnız kalırsa, bunları dışarıdan biri söylemeyecek, gerçekleri söyleyecek. Kendine güven hisseden, onaya muhtaç olmaz. O güçlü de, o gücü demek ki öyle hissediyor ve bu bir ilk değil belli ki.

Diyaloglar bu şekilde ilerliyor. O zayıf ise o güçlünün yanında böyle kalıyor. Beni çok sene öncesine götürdü…

Ama çok.

Bazı şeyler anımsattı. Üzdü.

Seneler geçiyor, kişisel olarak gelişiyoruz.

Kişisel olarak geliştiğimizi düşünüyoruz.

Yeni nesil öyle değil diyoruz, o ego, o kibir kalmadı diyoruz.

Ama maalesef dediğimiz gibi gerçeklerle yüzleşiyoruz.

Koca koca nerelerde neler başarmış insanlar bazen tek, bazen iki kişi kendine muhtaç olmayan ve onu onaylamayacaklarla gezerken, hele ki öyle insanların hâlâ bu onaylara muhtaç olması gerçeği üzdü.

Ama sorduklarında sosyalizm denir, eşitlik denir…

Biri sana bunu söylüyorsa, bunu söylemesine izin verip bir de, gururla, “tabii öyledir” deniyorsa. O tür konuşmalar, o ilişkide ilk değildir. Maalesef.

Seneler önce bir ortamda da çok benzer bir iletişim modeli vardı. Onu hatırladım, sonra o insanların bugün nerede olduğunu.

Onları pohpohlayanların, onların bir taklidi olmanın ötesine gidemediğine.

Bunu göreceksiniz çeşitli şekillerde.

O gerçeklerden kaçan insanlar göreceksiniz.

Bazen birilerinin arkasına sığınan, bazen bir yalanın arkasına sığınan insanlar göreceksiniz. Takılmayın.

Bazen o insanların sizin aslında onayınız, sevginiz ve takdirinizle küçülecekken, o kibirle kocaman olduklarını göreceksiniz.

Takılmayın.

Sanırım hepimiz gerçek ilişkilerin peşindeyiz. Ama gerçek. Olduğu gibi. Gerçekliğin temelinde oluşan o güvenli ilişkilere.

Aklımızda şu sorular olmadan;

“Acaba gerçek düşüncesi mi, yoksa benden çıkarı mı var?”

“Acaba beni kendine bağımlı hale mi getirmek istiyor?”

“Acaba benim iyiliğim için mi, yoksa haklı çıkmak için mi böyle?”

Bu ve benzeri soruların zihnimizi kurcalamadığı gerçek ilişkiler.

Olacak.

İlk değil, son da olmayacak.

O gün ben eve dönerken bu diyalog hiç çıkmadı aklımdan.

Öyle yaşayan insanların o sahte ve gerçeği yansıtmayan övülme ile nerelerde olduklarını gördüm. Nasıl toparlayamadıklarını.

Çünkü öyle değillerdi.

Çünkü onlara ait aslında hiçbir şey öyle mükemmel üzeri değildi.

Normaldi.

Herkes gibiydi.

Ama bir dahinin annesiydi, ama çok zengin bir adamın eşiydi, ama çok kıdemli bir yöneticiydi.

Ama öyleydi.

Çünkü o hakederek kazanılan şey var ya, onun tadında başkalarının ne söylediğinin hiçbir önemi yoktur.

O hakederek kazananlar, düşer ve kalkar yeniden de başlar.

Başlamak için ise kimsenin sahte onayına ya da desteğine de ihtiyaç duymazlar.

Kendilerine gerçek yol arkadaşları bulurlar.

Kendilerine doğruları olduğu gibi söyleyecek yol arkadaşlarına.

Ama karşısındakini düşürmek ya da kendinin ondan daha akıllı olduğunu iddia etmek için değil. El ele tutup yürüyecek yol arkadaşları bulurlar.

Aynı hizada.

Aynı yöntemle.

Aynı azimle.

Aynı zamanlama ile…

Sevgiler,

Sevgi Müge Keçeci

P.S. Yazının hiçbir yerinde reklam yoktur. Ben bir uzman da değilim, şahsi görüşlerimi yazdım.

Yorumlar Kıymetlidir…

Comments (

0

)