Ortalama Okuma Süresi: 5 dakika
Zorla kendini birine sevdirmek?
Son zamanlarda trend bu galiba. Birine yapışmak. Bugün benim için zor bir konuşma yaptım. Yapmak istemediğim ama bir zamandır da nerede olduğumu anlamadığım bir konuşma.
Zaman zaman düşünürüm; ben çatışmadan mı kaçıyorum acaba diye. Ben çatışmadan kaçmıyorum, olaylar o sözlere varmasın diye aslında çok ikaz veriyorum. Çok belli ediyorum ama bazen anlaşılmıyor. Bazı konuşmalar yapılmalı.
Bugün farklı bir gün oldu benim için. Küçük Müge’yle çok zaman geçirdim. İçimdeki çocuğu çok özgür bıraktım bugün.
Eve geldiğimde köpek kokuyordum. Üstüm başım toz içindeydi. Eve gelirken yolda düşündüm, eve geldikten sonra düşündüm.
İlişkiler ve iletişim üzerine…
Ben dolanmam. Net söylerim. Neyse o. Açık açık.
Sonra geçmişten itibaren düşündüm kendimi. Ne tür problemleri, neden yaşadığımı. Problem yaşadığım her kişi aslında aynıydı.
Kendi hislerine dokunamayan, kalp kırmaktan imtina etmeyen. Elinde karşısındakini garanti gören ama kaybettiğinde de değerini anlayan kişilerdi.
Mükemmel değilim. Olamam.
Vicdan benim için bu hayattaki en önemli değerdir. Onun olmadığı insanlara bir ayna olurum. Onların nerede duracağını bilirim hayatımda. Baktım ki vicdana dair herhangi bir emare yok. Duygularıma ve özelime dair hiçbir şey anlatmam.
Çünkü hayat bana öyle insanlara açılan her konu, onlara verilen yeni bir oyuncak olur. Çünkü hisleri olmayan insanlar, onun nasıl bir şey olduğunu bilmedikleri için duygularını onlara emanet edilen oyuncak gibi görür ve eğlenirler.
Kimsenin duygusu, kimsenin oyuncağı olamaz.
Kendi adıma, geçmişe dönüp düşündüm. İletişimlerimde nasıldım?
Normal.
Bazı normaller vardır bu hayatta.
Mesela biri halden anlamaktır.
Bir diğeri sınırlarına saygı duymaktır.
Bir diğeri çabasını, emeğini takdir etmektir.
Bir diğeri eğer sizin için çok özelse onun varoluşuna saygı duymaktır.
20 sene yaşarsın aynı yerde bir bit yeniği arar.
Ama anlamak isteyen senin bir koltukta neden oturduğunu anlar.
Bu anlamak istemektir.
Çünkü sevmek ve değer vermek anlamak ve anlaşıldığını hissetmektir.
Sen daha sesini çıkarmadan, karşındaki sen git desen de, öyle desen de, böyle desen de yanında durur. Çünkü bilir.
Bu yaşla ilgili değildir. Bu EQ denilen şeydir. Emotional Intelligence. Duygusal zeka. Bu ailede gelişmez. Bu zamanla kendi içinde gelişir. Aileden de o hislerinle ilgili bazı detayları keskinleştirirsin.
Bu nasıl gelişir?
Kendinle kalarak. Hayatta kendinle ne kadar zaman geçirirsen, o kadar gelişir. Yalnızlık çok öğretir mesela.
İkincisi tek başına, sosyal hayatta yalnız zaman geçirerek, gözlemleyerek yani.
Üçüncüsü okuyarak.
Okudukça da çok gelişir. İnsanı anlarsın.
Kendime baktım bir daha tüm bunları düşünürken.
İnsan ilişkilerindeki ünüm; değer görmediğim, nerede durduğumdan emin olmadığım denklemlerden çıkışlarımdır. “Yapardı“, “Ederdi” cümlelerini kurmak bana göre değil. “Yapsaydı“.
Benim aklıma nasıl geliyorsa, sevdiğim ve değer verdiğim insanı kaybetmemek için nasıl çabalıyorsam eğer, haklı olarak karşımdaki insandan da bunu bekliyorum. Ben ne çekingen insanlar gördüm, konuşurken heyecandan titreyerek kaybetmemek için savaşan.
Çok gördüm öyle insanlar. Çabalayan. Karşısındaki buz gibi olsa da çabalayan.
Çok iyi insanlar da gördüm. Aynı olupta birbirini kıran. Onların mahcubiyetini de gördüm.
“Git” desen de dönen de gördüm.
Erken yaştan itibaren sosyal hayatın içinde, kendimden oldukça büyüklerle zaman geçirmenin bana bu hayattaki en büyük faydası, görünenin ardını öğrenmek oldu.
Onların dünyasını gözlemledikçe, nasıl sınır çizdiklerini izledim. Aslında alttan alta nasıl kendilerini ifade ettiklerini.
Bir saygısızlığa tahammül etmenin, başka saygısızlıklara zemin hazırladığını da gördüm.
Bir görmezden gelmenin nelere sebep olacağını da.
Kendi içinde çözemediği doyumsuzlukları, başkalarına nasıl zehir eden insanlar olduğunu da.
Ben büyüklerle büyüdüm. O büyüklerle büyümek bana çok başka hayatı anlattı.
O yüzden gençler her şey bahaneden öteye geçmez.
Bir insan senin çırpınışına rağmen susuyorsa, açık açık “git” diyordur.
O yüzden bazen bir şey de söylenmesine gerek yoktur. Kendinize iyilik yapın ve bırakın.
Bu bahsettiğim sevgililik değil, arkadaşlık değil. Her türlü ilişki.
İş, arkadaşlık, sevgililik, flört…
Adına ne derseniz de diyebilirsiniz.
Ben o aşamaya ancak ailem ve çok sevdiklerim için gelirim. Baktım ki, bir şey yok. Anlatmam. Döner giderim. Gerçek iletişimden bahsediyorum bu arada.
Bizim ailemizde iletişime en açık olan iki kişi vardı; biri babam, diğeri dedem.
Dedemle iletişim pürüzsüz ilerlerdi. Analiz ederdi olayları. Takır takır çözülür anlatırdı. Kırgınlığını da, kızgınlığını da “pat” diye söylerdi.
Babam daha farklıydı. Parlardı, kızardı. Sonra kabuğuna çekilir, oturur düşünür, en son konuşmak için ortam hazırlardı. Haksız ise de özür dilerdi.
O koca koca adamlardan özür dilemeyi, tartışmanın doğal olduğunu, duygularını ifade etmeyi iyi öğrendim.
Ben tutmam.
Söylerim.
Zaten ben söylemesem suratım söyler. Çok da dayanamam patlarım.
Pandemi sonrası kendime verdiğim söz buydu: bu tarz iletişim kuramadığım herkesten uzaklaşmak için.
Çünkü iyi gelmiyor.
Yani şu hayatta “Peki” deyip küsebilen bir kadın olamadım=)
Ağlasam da, zırlasam da konuştum.
O güzel değil.
Oralar tehlikeli.
O ilişkiler tehlikeli.
Neden biliyor musunuz?
Onun altında başka bir şey vardır. En ufak bir sorunda orası arıza verir. O gün olmasa o sıkıntı başka gün yaşanır. Bunu da üniversite yıllarımda öğrendim.
Söylenmeyen her şey aslında içinde öfke barındırır, içinde rekabet barındırır. Senin için güzel şeyler yoktur o sessizliğin ardında. Onu bildim.
Ne olduğumu anlamayan olduğum hiçbir ilişkide barınmamayı tercih ettim. Yalnızlaştırdı mı?
Çok.
Çok yalnız kaldım.
Ama o yalnızlık en büyük gücüm oldu.
Ama her yalnızlaştığımda kendimi buldum.
Her yalnızlaştığımda yeni bir kapı açıldı.
Pişmanlık çok fayda etmiyor yani.
Değerini bilseydi.
Anlamayı seçseydi.
Sevmeyi bilseydi.
Saygı duymayı bilseydi.
Her zaman yapıcı olma taraftarıyımdır. Çokta zorlarım. Ama bazen zorlamamak lazım.
Çok meşhur bir söz vardır:
“Benim çabamla olacaksa hiç olmasın” diyorlar.
Ben o kadar tek taraflı düşünmemiştim hiç bu olayı.
Bana o iletişimdeki çaba saçma geldi.
Doğalında olan var.
Gördüm.
Oluyor.
O zaman anlıyorsun, çabasız da olacağını.
Özetle; ben ebeveyn olduğumu anladığım her ilişkiden sıyrıldım. Koca koca insanlarla bu tür iletişimler kurmak bana göre değil.
Sevgiler,
Sevgi Müge Keçeci
P.S. Yazının hiçbir yerinde reklam yoktur. Ben bir uzman da değilim, şahsi görüşlerimi yazdım.


Yorumlar Kıymetlidir…