Ortalama Okuma Süresi: 4 dakika
Kabullenmek bazen ağır gelir insana. Kaderini kabullenmek ağır. Kendi yolunu kabullenmek ağır.
Kendi ailenin geçmişinden aldıklarını öğrenmek bazen ağır gelir, bazen “zaten hissediyordum” dersin. Ama bilmek her zaman kıymetlidir, her zaman değerli.
Farkında olmak daha da ağırdır. Birçok insan yaşadıklarının farkında belki 60-70 yaşında varıyor. Zaten onu kendi içinde sorgulayacak yetiyi kaybediyor.
Farkındalığa giden aşama merakla başlar, merak sana sorular sordurur, o sorular seni bir yola götürür, o yolda bir şeylerle karşılaşırsın. O karşılaştıklarını kendince ve gerçekle birlikte yorumlama çalışırsın. Zihninde bir zemine oturttuğunda ise farkındalığına taşırsın.
Erken farkındalık, o farkındalığa göre kendini kabullenmek erken yaşta zor. Çevreyle çok fazla kendini kıyaslıyorsun, “ben buyum” dedikçe, senden yaşça büyükler “yok değişirsin” deseler de aradan geçen senelere rağmen değişmezsin.
Sadece senin tarifin, yaşadığın dünyaya ve kendinden öncekilerden gelen tarifle çakışır. Çakıştıkça tarifte güncellemeye gidilir. Bazen tuz azaltılır, bazen belki biraz şeker eklemek gerekir, bazen de yağı dengelemek gerekir.
Gelişirsin, ilerlersin ama değişmezsin. Ben bu süreci biraz aslında geleneksel yemeklerin, modern yemek uyarlamasına benzetirim.
Ev yemeği seversin. Fakat dünyaya anlatmak için biraz geleneksel bulursun o yemeği. Belki sunum değişmelidir, belki porsiyonlaması ve belki de bazen de belirli malzemeler eklenmeli ve çıkarılmalıdır. Geleneksel bir yemeği yorumlamak gibidir.
Seneler geçtikçe damak tadın değişir. Değiştikçe farklı kombinasyonlar damağına yerleşir, damağın gelişir. Kendince denemeler yapmaya da başlarsın. Yediğin farklı yemekleri sevdiğin en yemeklerine uyarlamanın yolunu ararsın.
Onları orijinal halleriyle de seversin ama denersin. Bu süreçte o yemeği 50 sene boyunca aynı yapan birine tattırmak imkansız olur. Ön yargılıdır çünkü. Kültürün kaybolacağı endişesi ile o denemenin yanlış olacağını suratına suratına vurur. Çok çabalarsın tattırmak için, binbir iknayla o yemeği tattırırsın.
Önceleri belki kızar. “Bu yemek böyle olmaz, kaç senelik tarifi rezil ettin” bile diyebilir. Ama yedikçe hoşuna gider. Sen eğer bir aşçıysan bu yemekle ödül alınca, daha büyük kitleye yayıldıkça o yemeği ilk tadan belki gururlanır. Ama çokları eleştirmeye devam eder. Sonra dünyadaki pek çok insan yedikçe ve beğendikçe fikri değişenler olur.
Ama hâlâ bunu kabul etmeyenler olur. Sert bir şekilde eleştirmeye devam eder. Erken kendinin farkına varmak ve dünyaya ve ailene “ben buyum” demek yani aslında o yemeği kabullendirmektir. Yaşın ilerledikçe farklı lezzetler eklersin hayatına, belki çok gelenekselleri çıkarmak istersin tarifinden, belki biraz daha modernleştirmek için sadeleşmeye gidersin. Belki farklı baharatlar eklemek istersin.
Yenilikleri denersin, kendi yaşamına adapte etmeyi denersin. Bazı kültürel çatışmalar yaşarsın, onlarla mücadelen çetin olur. Değiştiremeyeceklerini kabul edersin. O kabul aşaması daha zordur. Senin elinde değildir.
Kendine göre o düzen içinde kendine yer açmaya çalışırsın. Bu düzen içinde yer açma çaban seni asi olarak nitelendirilmene sebep olur. Aslında basittir; sen olarak kabul görme çabandır. O düzene adapte olurken törpülenirsin. O törpülenme seni biraz daha sinirlendirir.
Kendinden ödün verdiğini hissedersin çünkü. Kendinin değişeceğini düşünürsün. O sırada tuz fazla kaçar, şeker az gelir, yağ içinde yüzersin. Sonra seneler içinde kendi tarifini dengelemeye çalışırsın. Bazen porsiyon ayarlayamazsın elin bol kepçedir her yerde çok fazla verdikçe başkasına yetmez. Onu da ayarlamaya çalışırsın daha ölçülü olmayı ve sınırlarını daha net çizmeyi öğrenirsin. Bu biraz da porsiyonlama gibidir.
Bazen kendine bile kendin çok gelirsin, bazen biraz tuzlu, bazen biraz tatlı, bazen biraz yağlı. Her yeni gün tarifini geliştirmek için yeni bir gündür.
En sonunda sana hoş gelen tad ise sensindir. Senin kendi tarifin. Ailenin en yeni versiyonu. O geleneksel ev yemeği hiç aslında bozulmaz. Sadece o senin yorumun olur. Aileden aldığın o geleneksel ev yemeğini “en sen halinle” sunarsın.
Senin kendi tarifin ne?
Kendini hangi yemek olarak yorumlarsın?
Sevgiler,
Sevgi Müge Keçeci


Yorumlar Kıymetlidir…