Ortalama Okuma Süresi: 5 dakika.
Geçtiğimiz günlerde bir videoya denk geldim. Büyük ihtimalle sizlerin de karşısına çıkmıştır. O kadar haklı ki söylediklerinde.
Geçtiğimiz günlerde bana hiç tanımadığım birinden bir mesaj geldi: “huzur kadın” demiş.
Üzerine ben çok düşündüm.
Huzurlu muyum gerçekten diye?
Huzurluyum.
Bugün ise bir diyalogla biraz eskilere gittim.
Baba çok önemli gerçekten. Babadan sevgi almak; kız, erkek farketmeksizin.
Birebir de bu sevgiyi almak ve ebeveynlerinin birbirine bu sevgiyi verdiğine tanık olmak.
Bugün çok eskilerden birinden konuştuk. O sevgi ve değer eksikse yolun çok kaybolur, girdiğin her hayatta huzursuzluk yaratırsın. Kalp kırmaktan çekinmezsin, insanların suratına istediğini söyler ve doğruculuk olarak düşünürsün. Baba sevgisinin eksikliğini herkesten bir şeyler almaya çalışarak almaya çalışırsın.
Baba sevgisizliğini sömürebildiğin bir adam buldun mu da onu o kadar sahiplenirsin ki, çevresindeki tüm kadınlardan onu kıskanırsın. Uyumsuzluğu meziyet sanırsın. Girdiğin her ortamda olay çıkararak dikkat çekmeye çalışır ve kendine hep bir kurtarıcı ararsın. Ama maalesef kurtarıcı aslında sensindir.
Son senelerde özellikle çok fazla yere girip çıktım. Çevremde hep bu tür kadınlar denk geldi. Anlamaya ve anlamlandırmaya çalıştım. Sonunda da onlardan uzaklaştığımı farkettim. Çünkü o sevgisizlik bir yerden kendini hep belli etti. Annem gibi olduğumla biraz çok geç barıştım. Annem kararlıdır benim, kendi doğruları uğruna savaşır. Babam zor bir adamdı onu bile idare etmiş bir kadındı. Ama bir şey vardı; babası onunla çok konuşmuş, babası onu çok dinlemiş. Babadan almış sevgiyi. Erkekleri çözmek zor olmamış onun için.
Kendime döndüm baktım. Babam zor bir adamdı ama iletişime çok açık bir adamdı. Babamın bir gün dahi beni sevmediğini hissetmedim. O vefat ettikten sonra bile her zaman yaptıklarımda onu gördüm, hissettim. Güçlü kız yetiştirme felsefesini algıladım. Bir yerde aslında ben erkek dünyasında olacaktım ve öncelikle onunla iletişim kurmayı bilmeliydim ki, yarın tek kaldığımda bu iletişimi daha rahat kurabileyim.
Uzman değilim zevkte olabilir ama bir yerlerde dönüyor bir görsel. Görselde bir kız çocuğu var mavi saçlı. “Mavi renkli saça sahip bir çocuk ailesinde mutlu olabilir mi?” diye sorar.
Yo canı ister olur. Sever olur. Ama canı istediği için olur. Biz ise onu yargılayıp etiket koyamayız. İsterse olur. Burada önemli olan o çocuğun ailesinin bu soruyu sorup sormadığıdır. Sorarız, anlatır. Sormadan benim haddime “bu çocuk mutsuz” demek düşmez.
Ama farklılaşma aslında hep bir dikkat çekme çabasıdır. Farklılaşma da şu anlamda.
Hiç ilgin yokken bir anda mesela sırf başkası yapıyor diye bir şey yapmak canı çekmek ayrı ama biri ilgi duysun diye yapmak çok ayrı.
Ben mesela çok kendimden farklı ortamlarda bulundum. Toplumun alternatif sayacağı kişiler arasında çok oldum. Orada da “Anne Müge” oldum.
Yani aslında kendi gittiğim her yere kendimi taşıdım. Oralarda da bolca sevgi verdim. Şimdi almanın zamanı sanırım.
Aslında olay şu;
Mutsuz insanlar sizi bulur bir şekilde. Mutluları ve huzurluları bulurlar. Ailelerindeki tüm sevgisizliğin faturasını size kesmeye çalışırlar. Anlamazsınız ama zamanla tüm özgüveninizi yerle bir etmeye oynarlar.
Hepimizin var mutsuzlukları? Benim yok mu? Var. Peki, bu sorunun sorumlusu hayatıma aldığım arkadaşlarım ya da alacağım sevgilim mi?
Hayır.
Ben çok kiloluydum. Bundan çok bahsettim. Sanırım 16 yaşımda herkes sevgili yaptığı bir dönem ben kendime çok ağır bir soru sordum:
“Sen kendinle sevgili olmak ister misin?“
Kusurlarımla yüzleştiğim bir seneydi. Kendimle mutlu olmayı öğrendim. Ama sonra aslında başkasından ziyade ailemin de söylediği gibi sorun görüntü değil, benim sağlığımdı. Bunu da kendim idrak etmeliydim. Onlar beni yadırgamadı. Yargılamadı. Kendi farkındalığıma gerekli uyarılarla bıraktılar.
Tabii ki sevilirsin. Kiloluyken de sevilirsin. Sevmek isteyene her şey kolay. Zorsan da sevilirsin. Ama olduğun gibisindir. İyiliğini isteyen insanlar sana başka bir şey der. Bunu da kabul etmek gerek.
Bir gün güzel, bir gün bakımsız olabilirsin. Öyle de sevilirsin. Hiç öyle düşünmedim. Mesela birinden hoşlandım. Baktım benimle işi yok, kendimi nasıl daha iyi ederim demedim. O kaybetti dedim ve bitti. Ben, benim yerime tercih ettiği kadınlar olamam. Hiç olmadığı kadar hayata karıştım. Evde oturup intikam planı kurmayayım diye. Çok kadınsal bir içgüdü çünkü. Düşülür bu duruma.
Sonra birileri çıkar karşınıza. Onlar size aslında sevginin nasıl bir şey olduğunu hatırlatır.
Kendi adıma uyumlu muyum? Uyumluyum. Durup dururken mesela kimseye küfür etmem, dikkat çekme çabam yoktur. Durup durup intikam planları yapmam. Kendi kendime yaşar giderim.
Ama uyumsuzumdur; mesela biri bir yerde birine haksızlık yapıyorsa önce anlamaya çalışırım, sonra baktım durulmuyor yavaş yavaş bilenirim, içimde de tutmam. Direkt olaya dalarım.
Baktım karşımdaki çok saygısız, bel altı da vurabilecek bir yapıda. Çatışmam. Kaçtığımdan değil, onun bana verebileceği zarardan daha ağırını verebileceğimi bilirim. Rezil ederim. O yeteneğim var ama susarım. Payını başkası versin, muadili versin. Ben o tuzağa düşmem.
Ama anlarım. Ne yaptığını, ne yapmak istediğini nerelerime dokunmak istediğini. Çok zorlarsa ben de dokunurum. Hiç acımam.
Sonra birilerini de hissedersin, gizli bir el gibi sanki sen ilerleyip yol açtıkça bir yerlerden sana ulaşır. Sanki yaptığın doğru der gibi destek hissedersin.
Ben geçtiğimiz haftalarda bir yere gittim. Babamı kaybettikten sonra ilk anımda yanımda olanlardı. Yine baş başa bir masa etrafında toplandık. Belki de beni bu hayatta en iyi tanıyanlar onlar. Çıktıktan sonra kendimi tuhaf hissettim.
Onlar benim söylemediklerimi de duyanlar çünkü.
Neden?
Koca koca adamların arasında, Müge hep oralarda. Muhattapları hep öyle adamlar. Müge’yle ben o gün gurur duydum. Kendi adıma.
Kendimi çok övmeyi sevmem ama ben o gün kendimi çok övdüm aslında.
Kendimi iyi yetiştirdiğimi farkettim. Eksiklerimi farkettim. Üzerine düşmem gerekenleri.
İbrahim’in sevgisini, Mahmut’un öğretisini sindirmiş olduğumu ben o gün farkettim.
Aslında baba sevgisi “Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmamayı” verir insana. Bunu hatırlatan ağabeyime de teşekkür ederim.
O insanların neden o kadar saldırgan olduğunu anlarsın. Korkuları yönetir.
Ya adamı başkası kaparsa?
Ya daha başarılı olursa?
Hep bir korku.
Ben bunu anladığımda 16 yaşımdaydım. Babamla bunu konuştuğum günü unutmam mesela. Ona bir soru sordum: “Bana güveniyor musun?“. Cevabı kocaman bir “evet” olmuştu.
Hayat bana bazı farkındalıklarla aslında “tek başına” olmayı çok güzel öğretti. Ama sanırım artık birileri de olmalı. Nitekim ruhlar aleminde yaşamıyoruz:)
Babamla ise o günden sonra aslında bizim ilişkimiz çok başka bir boyuta taşındı.
O bana güvenmeyi çok başka öğrendi. Ben de onun desteğini alıp, kabullenmeyi.
O bana aslında sen kendini yetiştir, ben de sana siper olayım konusunu çok erken hissettirmiş.
Ama dedim ya saçımı dedem topladı benim.
O yüzden korkum yok.
Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmuyorum.
Dün bir yerde bir konu hakkında konuşurken sanki bir adam dedemin hep anlatmaya çalıştığı şeyi anlattı: “İnsan da öyle abla, çalıştıkça dinç kalırsın“. Çalışmak önemli.
İşe yaramak.
Her şeyden önemlisi kendini oluşturmak.
O yüzden erken evlenmemeli.
Çocuk yapmak kolay. Evlenmek kolay.
Hepsi kolay da, o çocuğa ne kadar maddi gücün olursa olsun, ne verebileceğini bilmek hepsinin çok daha üzerinde.
Ben bir oğlum ve bir kızım olsun istiyorum.
Nasıl bir şey istediğimin fragmanı da geçen gün yaşatıldı gibi.
Güzel bir şeymiş.
Hoşuma gitti.
Aile kurmak benim işimmiş.
Kim ne derse desin, ilgilenmeyin efendim özetle.
20’lik diş çektirmeyi bir sorun, size dünyanın en zor şeyi olduğunu anlatacaklar. Ben tek seferde 2 tane çektirdim. Öyle çıkmış dişi de değil. İçeride kalanı aldılar, adına operasyon deniyormuş 3 saatte bitti. Çekseler dördünü de çektirirdim.
Doktor müsade etmedi.
Demek istediğim insanlar kendi yetersizliklerini sizin üzerinizde bir korku mekanizması olarak çalıştırmaya çalışacaklar. Müsade etmeyin.
Huzurluyum ama evet.
Bazı değerlerim yani insani değerler ihlal edilmediği sürece gerçekten yanımda olanı huzuru yaşatırım. Görüldüğüm zaman, duyulduğum zaman her insan gibi durup dururken kimseden hiçbir şeyin hıncını almam.
Gereksiz çünkü. O yaşadığımız travmaların, üzüntülerin ya da mutlu ya da mutsuz her ne varsa karşımızdakine ait değil. Onlar kendi içimizde çözülecek olan mevzular.
Ben o yüzden herkes sevgilinin, evliliğinin önemimin çok önemli olduğundan bahsederken ben “önce kendimi yetiştireyim” dedim.
Neden?
Kendi hırslarım, kişisel travmalarım ya da varoluşsal bazı problemlerim başkasının derdi olmasın diye.
Bazen derim ama çoğu zaman insanlar böyle uzaktan kendilerine bakmayı görev edinmeli kendine.
Ben her akşam yatmadan uzun uzun düşünürüm. Bugün nasıl geçti? Kime ne yaptım? En önemlisi kendime ne yaptım?
Siz de sorun.
Bunları da konuşmadan anlaşabileceğiniz insanlar olsun hayatınızda.
İşte huzur da böyle geliyor.
Anlamak, anlamaya çalışmak ve anlaşılmak.
Yemin ederim yazdığı en zor yazılardan biri olabilir.
Yazarken “Yazmasam mı?” diye çok sorguladım kendimi. Ama bir baba travması maalesef bir aile düzenini çok derdinden etkileyebilir. Bu hayatta beni alaylı psikolog yaptı. Hobi olarak insan tahlil ediyorum.
Çünkü maalesef tek bir kişinin açtığı bir yara nesilden nesile aktarıldı.
Yazarken bile çok kendimi sorguladım.
Neden?
Çünkü bazı insanlar size kendinizi çok sorgulatır.
Sorgulatmayın!
Sevgi kolay bir şey. Seversin. Nedensiz. Sevgi almakta kolaydır. Hissedersin.
Kendi adıma ben yine başkalarına faydalı olurum da; artık kendi ailemi oluşturma zamanım geldi sanırım. Ben artık kendi derdimin peşine düşeyim. Büyüklerin dediği gibi “Dünyanın derdi bitmez“.
Kendinizle diyalogları sıkı tutun. Faydalı oluyor.
Bazı insanlar da işte yetiştiği aileleri bir adım ileri taşıma için gelir bu dünyaya. Erken psikolog olurlar, erken sorumluluk alırlar. O insanlar işte birbirlerine ev olurlar. Huzur denilen de aslında budur. Anlamak ve anlaşılmak.
O insanlar birbirini avuçlarının içi gibi bilirler. Zor bir araya gelirler. Ama birbirlerini en iyi birbirleri anlar.
Başak burcu olayım bu işte. Bir şey hatırlayınca “Şimdi 7.000 sene öncesine gidiyoruz…” şeklinde bir analize dönüşüyor.
Ama bu konular da öyle özetlenecek konular değil. Benim uzmanlığım bu, bazılarının da bundan kısa özet çıkarması. Bazıları analiz, bazıları sonuç üretmeli. İki kişi; biri bir yerlerde yol açmaya çalışırken, biri arkayı toparlamalı, biri ilerlemeli. Zaman zaman bu roller değişkenlik gösterebilir. Rollerin değişmesinin problem olmadığı ve hatta bunu destekleyen kişiler sizin insanlarınız.
Bundan çıkardığım analiz de bir sonraki yazıda gelsin. Parmaklarıma kuvvet ben yazarım artık.
Dengede burada sanırım. Dengelenelim.
Sevgiler,
Sevgi Müge Keçeci
P.S. Yazının hiçbir yerinde reklam yoktur.


Yorumlar Kıymetlidir…