Ortalama Okuma Süresi: 7 dakika
Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımla görüşürken bir söz ya da belki de bir diyalog çok yerine oturdu. Dedi ki: “Hepimiz okuldan mezun olurken belli hayallerle mezun olduk, bazı yaşlarda bazı şeylerin olacağını düşündük ama kimimiz yol aldı, kimimiz alamadı“.
Telefonu kapadıktan sonra o kadar işin içinde üzerine uzun uzun düşündüm. Çok haklıydı.
Biraz da şaşkındım aslında. Kaç yaşına gelmiştik ve ne konuşuyorduk. Kendi kendime gülümsedim.
Sonra mezun olduğum seneye döndüm. Ne hayaller ama…
Ben birçoğunu, birilerinin yaptıkları yüzünden yaşayamamıştım. Aklım da aymıştı, ruhum da hazırdı ama hep ertelendim. Ama bu ertelenme beni hayata karşı isteksiz değil aksine daha planlı yaptı.
Bu hayatta en inandığım şey: “Allah vermeyeceği bir şey hayal ettirmez” oldu. İçime çok tuhaf hayaller ekildi benim o dönemlerde. Hiç hayatımın akacağını düşünmediğim dallarda buldum kendimi.
Bazıları sivrildi. Mesela evlenemeyenler oldu, agresifleşti. Mesela dilediği gibi kazanamayanlar oldu, hırçınlaştı. Belki birilerini kandırdı sırf bunları elde edebilmek için. Belki yanlış insanları seçtiler sırf “hayattan geri kaldım” psikolojisinde olmamak için. Belki de haketmeyecekleri bedeller biçtiler işlerine, haketmedikleri ünvanlar peşinde koştular.
Haketmek?
Neye göre?
Bilgine göre. Şimdilerde deniyor ya “Fatih, İstanbul’u fethettiğinde kaç yaşındaydı?”. Özeti şudur: Fatih öyle yetişmiş. Bizler öyle mi yetiştik? Su istedik odamıza geldi. Benim gelmedi de. Birçoğumuzun geldi. Fatih, 5 yaşından itibaren koca bir devlet idare edeceği gerçeği ile büyüdü. O sorumluluğu çok erken aldı. Biz öyle mi yetiştik? Ben evet ama çevremdekiler hayır.
Ben 9 yaşımda o yönetici koltuğuna oturmanın ağırlığının olduğunu çok sevdiğimin terslemesi ile anladım. Ben o olay üzerine iki hafta düşündüm.
Eğer hepimiz bu şartlarda yetişseydik belki hiçbirimiz 25 yaşında yönetici olmanın ağırlığı altında ezilmezdik. Çocukluktan, yetişkinliğe çok keskin bir geçiş süreci olunca sonrası da travmatik oldu.
Annelerimizin düğün resimlerine bakar mısınız ara sıra? Ben bakıyorum. 19 yaşında evlenmiş benim annem, çocuk şimdilerde. Koca insanlar gibiler. Biz belki şimdi bile öyle gözükmüyoruz. Çünkü biliniyor ki bir kız en fazla 25 yaşına kadar bekar kalabilir. Evlenmediyse de o yaşa kadar evlendirilir.
O sorumlulukla büyüyen insanlar olgunlaşır.
Benim olayım genetik. Bu kadar yaşanmışlığa 37 yaşımda bile 20’lerimde gösteriyorum.
Halbuki her zaman sorumluluğum hep çok ağır oldu benim. Ama o sorumluluğu nasıl göğüslemem gerektiğini çok erken benimsedim. Sonrasında ise o sorumluluğun kişisel yaşamımı, zevklerimi ve benden almaması ve hatta onunla güzelleşmeyi öğrendim.
Belki başkasına emanet etsem ezilirdi bu yükle. Yılmadım.
Ertelendim belki. Belki bazıları kendince benim hakkımdan çalarak bir şeyler yapabileceğini düşündü. Olamazdı ki.
Çok sıkıştım. Çok daraldım.
Annemin bir öğüdü hep kulaklarımda oldu ama yalnız kaldığım anlarda bile “Kendini oyalamasını bil” ve “Kimsenin kaderi kimsenin ellerinde değildir, Allah’ın vardır bir planı“.
Kendi yaşam alanımı oluşturma fırsatım oldu. Kendi alanımda bir gün bir şeyler araştırırken bazı dizelere yeniden denk geldim;
Hak şerleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Ârif onu seyr eyler
Mevlâm görelim neyler
Neylerse güzel eyler
Sen Hakk’a tevekkül kıl
Tefviz et ve rahat bul
Sabreyle ve râzı ol
Mevlâm görelim neyler
Neylerse güzel eyler
Deme şu niçin şöyle
Yerindedir o öyle
Bilmem ki nedir böyle
Mevlâm görelim neyler
Neylerse güzel eyler
Vallahi güzel eyler
Billahi güzel eyler
Tallahi güzel eyler
Mevlâm görelim neyler
Neylerse güzel eyler
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri – “Tefvizname”
Yani aslında elma, armut ağacının dibine düşmüyor. İlk dersimiz. İkinci dersimiz ise hiç geri kalmıyorsun.
Geçtiğimiz hafta sonu bir yerde otururken önce bir erkek çocuğu, sonra bir kız çocuğu ve sonra da bir köpek yanımda belirdi.
Anneleriyle de görüştük biraz. Eve geldikten sonra kendimi düşündüm. Benden iki yaş büyüktü anneleri. Birçoklarına göre benim başarısızlıklarımın tablosuydu kıyaslasaydık.
Kendimi kimsenin hayat hikayesiyle kıyaslamamayı çok erken yaşta nasihat aldım. Ama şunu kıyaslarım mesela aynı şeyleri yaşayan insanların nasıl ve nelerle başa çıktığını bilmeyi kıyaslamayı severim. İlerletir. Öğretir. Kendinin eksik yanlarıyla yüzleşmek zordur.
Ama evlenmemek ya da istediğin kadar kazanmamak ya da çok güzel olmamak bunların hiçbiri başarısızlık değildir. Hiçbiri kimsenin de suçu değildir.
Bazıları var. Ben affetmeyeceğim, onları Allah affetsin isterim.
Birçok zaafımdan faydalandılar.
Ezberlenmiş bir hayat yerine kendi yolumu seçtim belki de tam benim hayatım.
Aslında hiç sıkıntı çekmeyebilirdim de. Evlendirirlerdi beni çok vardı da isteyen. Durumları da iyi insanlardı. Benden de iyi. Ben insanları bir eşik olarak görmedim hiçbir zaman.
Deyim yerindeyse kurtarırdım kendimi.
Sevmeye inandım. Sevilmeye inandım.
20 sene sonra bir şeyler oldu ama.
Hayat çok tekrar ediyor gibi benim için bu ara.
Pek benzer şeyler yaşıyorum 20 sene öncesiyle.
Fakat bu defa o zamankinden daha güzel şeyler oluyor.
Önceleri sevdiğim için yazardım, şimdi sevildiğimi hissettiğim için.
Önceleri didinir dururdum, şimdileri önüme düşüyor.
Yani gençler, okuyanlar her kimse sözüm size.
Ben çok üzüldüm, çok hırpalandım. Çok horlandım.
Evlenmiyorsun diye tepeme dikilip, beni evli olmadığım için aralarına almayanlar boşanıyorlar,
Kiloluyken yeteri kadar güzel olmadığımı düşünenler genç ve güzel göründüğüm için iltifat yağmuruna tutuyorlar.
Çünkü ben bu hayatta hiçbir şeyi kuldan bilmemeyi öğrendim.
Siz de öyle yapın.
Güzel şeyler yapanlar, güzel sonuçlar alıyor.
Ben 20 senelik ağır bir sınav geçirdim.
Tek başıma çok kapandım ağladım.
Benim seçimimdi. Zordu. Kimseyi de suçlamam, suçlayamam.
Hele ki hiçbir kadının hakkına girmemek için çok çabaladım. O çabaladığım kadınlar benim bu tavrımı saflık sandı. Çünkü benim annem tek bir kadın üç çocuk yetiştirdi. O yüzden kadınlara desteğin ben hep çok önemli olduğunu düşündüm bu hayatta.
Ama o destek verdiklerim aklımın yetmediğini, belki de fazlaca saf olduğumu düşündü. Ben destek olalım birbirimize derken, içimden geçtiler.
Oradan oraya savurdular.
Kızgın mıyım? Evet.
Affeder miyim? Allah affetsin.
Bundan sonra başkalarına güvenir miyim? Evet.
Kadınlara da mı? Evet.
Ama şunu öğrendim. Bana kadınlardan çok erkeklerin faydası var.
Çünkü ben hiçbir kadını kendime tehdit görmedim.
Yanımda olduklarını düşündüğüm için destekledim, saygı duydum.
Özetle; yaşınız küçük diye bildiğinizi şeyleri de bilmediğinizi söyleyecekler.
Kendi eksikliklerini farkettikleri noktada sizinle yarışmaya başlayacaklar, belki biraz daha ileri gidip aşağılayacaklar.
Çocuğumun olmadığı için çok rahat hayat yaşadığım, evli olmadığım için yorulamadığım insanlarla konuştum. Neden? Hele ki bu devirde kimse, kimseyi zorla evlendirmiyor. Allah hepimize akıl vermiş.
“Koca arkasından yalan söylemek” bu işin şanı.
Çalıştığın insanlardan fazla para almanın hep bir bahanesi olur.
Kafan çalışmıyormuş gibi yapıp, aslında fitne fesat olmak adettenmiş.
Elinden çaldığını düşündüğün adamla nispet yapar. Benim olsa çalınmaz. Demek ki benim değil. O daha da sinir eder.
Hangimiz daha çok yarışına girmek, erkeklerin dünyasında yer edinmek için bir statü göstergesi olur.
Siz yanlarında olduğunuzda, onların sorun yaşamaması için çabaladığınızda suratınıza küfür bile edebilirler.
Toplumun dayattıklarına uymadığınız bir hayat yaşadığınızda mesela evli olmadığınız için evli arkadaşlar grubunda da olamazsınız. Bunu da suratınıza söylerler, çekinmeden.
Size olan nefretleri biraz büyür, sizden aldıkları akılları birilerine satarlar, sizin hakkınızda bir erkeğin söylediklerini alır büyütürler, çanak tutup siz rezil olun diye de her şeyi yaparlar.
Yani diyeceğim şu ki, takılmayın.
Bu dünyada güçlü olmak zor. Bu dünyada sürüye uymamak zor. Bu dünyada kendin olmaya çabalamak zor.
Hele ki kadınların arasında, kendi olabilen bir kadın olmak hepsinden zor.
Senin “sen” olmana izin veremiyorlar. Senin o “sen” olan güzelliğine de dayanamıyorlar. Sen de onlar gibi ol ki, doğuracağımız tüm kızlar ve tüm erkekler yine biz ne çektiysek bu hayatta evlendiklerinde aynısını yaşasınlar.
Ben kendim gibi olmanın bedelini, dışlanarak ödedim.
Neden?
Bir yerden değişmek mi lazım acaba?
Vicdan, şefkat, sevgi.
Bunların üzerine bu toplumda erkeklerden çok kadınların ihtiyacı var.
Oturun düşünün.
Kim, neye göre haklı?
Kimsenin, kimseyi; yaşadıkları, çektikleri ve ona yapılanlar yüzünden hissettikleriyle manipüle etme hakkı yoktur.
Annemi çok iyi anladığım zaman diliminden geçiyorum.
Hayatta sınır çizmeyi öğrenmek çok önemli.
Ben onun bir üst versiyonu oldum sanırım.
E öyle olmaz mı? Boynuz kulağı geçer hep.
Size aşkla, sevgiyle ilgili yanlış şeyler öğretilmiş. Evlilik, sevgililik bir mertebe, bir konumlandırma değildir. Geçtiğimiz yazıda da bahsettim. Bir baba travması ardından, güçlü bir adamla evlenen bir kadını anlatırım ben size bir sonraki yazıda uzun uzun.
Çünkü bu konunun aslında özü seçilmek. Seçilen olmak. Güçlü tarafından seçilmiş olmak sizi bir yere taşımaz. Siz kendi iç savaşlarınızı dindireceksiniz diye kendinizi zorla sevdireceğiniz insanların peşinde koşmayın.
O seçilmenin yükü çok ağır. O güçlüyle olmanın zorluğu çok başka. Koca koca insanlar, koca dünya siz kendinizi bir yere taşıyacaksınız diye hırpalanmayacak.
Tek kaldığınızda kim olduğunuzu sorun kendinize? Hiç kimsesiz kimsiniz?
O hayatın çok başka yükleri var.
Bir sonraki yazıda açık açık anlatırım.
Ama şuna inanıyorum. Böyle hisseden çok kadın var. Biliyorum. Yalnız değilsiniz. Yılmayın!
Yeni başlayanlar; yol çetin, yorucu, zorlayıcı.
Korkmayın.
Çünkü vicdanlı kadınların yetiştirdiği, vicdanlı ve şefkatli adamlar var. O adamlar size yardım edecekler bu gerçekle de zamanla barışacaksınız. Öyle kadınlar var yani. Onları da erkeklerden tanıyabilirsiniz.
Sevgiler,
Sevgi Müge Keçeci
P.S. Yazının hiçbir yerinde reklam yoktur.


Yorumlar Kıymetlidir…