,

tekstil hakkında vol.2

Ortalama Okuma Süresi: 5 dakika

Minimum üretim istediğim için geri çevrildiğimden bahsetmiştim.

Hatta üretsinler diye yalvardım. Kırın şu düşünceyi diye ısrar ettim.

Demiştim ki: “Yeni girişimci için çok büyük stoklar bunlar. Depo maliyeti vs. Yerli üretici küsmesin“. Ne oldu? 8.000 ürün ürettikleri kişinin ürünün devam siparişi gelmedi. Halbuki büyümek bir anda para yatırıp olmaz. Küçük başlar piyasayı dinler, gözlemlersin.

O ürünleri satmakla uğraşacağına talep oluşturmak için uğraşırsın. Yeni gelişmekte olan bir iş modeli için çok büyük rakamlardan bahsediyorsunuz. Böyle kaliteli bir marka oluşturulmaz.

Niş markanın milyonlarca stoğu olmaz.

Anlattım da anlattım.

Aradan bir sene geçti.

Çok fuar gezerim ben.

Gezmesem de incelerim katılımcı firmaları.

Geçen sene tekstil fuarı. Çok büyük bir standdayız. Malum büyük standlarda oturan çok olur. Her köşede bir oturan. Herkes mutsuz. Mutlu olanlar var, küçük üreticiler.

Orjinal ve niş iş yapanlar. Mesela Hindistan’a jakar üreten ağabey aşırı mutlu. Öyle envai çeşit ürün de yok. Çok büyük stokları yok. Küçük, büyük herkesi muhattap alıp konuşuyor. Dinliyor. Anlamaya çalışıyor.

Ama ben böyle güzel ürünler görmedim.

Neyse.

Bu kocaman standda gezerken kumaşlar arasında iki ağabeyin diyaloğu dikkatimi çekti.

Ağabey bundan sonra öyle büyük orderlar yok demek ki, olmayacak“.

Ellerini almışlar başlarının arasına kara kara düşünüyorlardı.

Geçene sene.

Daha Mısır alevlenmemiş.

Bana ne dememek lazım işte.

Daha Mısır alevlenmemiş. Çok kel alaka bir yerdeyim. İki sene önce. Oturuyorum. Söyleyeyim hadi. Manejdeyim.

Yanıma biri oturdu konu konuyu açtı derken bir anda dedi ki “İki büyük Türk firması Mısır’dan çok büyük yer aldı“.

Daha kimse bilmiyor Mısır’ı.

Adı geçmiyor.

Bu sene hepsi gidiyor.

Bana ne diyemiyorum işte. İlgim olduğu için değil, ben ilgim olmadığı alanlarda da fazlaca dolaşıyorum. Anladığım kadarıyla anladığımı anlatmaya çalışıyorum.

Bu kriz ya da bu sıkıntı aslında küçük üretici için bir fırsat.

Varsa aklınızda başlayın.

Sektörden tanıdıklarımla görüşüyorum, gençlerle “Herkes Mısır’a kayıyor, biz de işsiz kalacağız“.

Ortalama 30 yaşında, kaç senelik bu sektörde tecrübesi olan ne yapacak?

Ona nasıl yeniden bir yetenek kazandırılacak.

Modelist, stilist, kalfa, nakışçı ya da her kimse.

Adam bu yaştan sonra yazılıma mı kayacak? Tesisatçılık mı öğrenecek?

Yani sektör maalesef hala ama hala o sürekli gelir yerine tek siparişte büyük paranın peşinde.

Mısır’da yaşanacaklar da sürpriz olmayacak.

Onları da yaşayıp görecekler maalesef.

Ben bizim insanımıza iki sene önce tam olarak laf anlatmayı bıraktım.

Bu olay nasıldır bilir misiniz?

Diyorum ya ata binmek aslında çok faydalı bir aktivite.

Koca koca biniciler, Türkiye’nin ya da dünyanın en iyileri olsun farketmiyor.

Engel atlarken yerde engel yanında mutlaka birinin durmasını isterler.

Neden?

Dışarıdan bir göz neyi doğru yapması gerektiğini daha iyi anlatabilir.

Hislerimiz ne kadar kuvvetli olursa olsun, maniye gelirken bazen çok hızlı bir süreç olduğu için anlamlandıramayabiliriz, kaçırabiliriz diye.

Yani içeriden olmak bir şey ifade etmez, maalesef.

İçeride kaybolursun, içeride günlük sorunlarda kaybolursun, rutin düzende kaybolursun.

Bazen dışardan bir göz aslında sana ifade edemediğin ya da anlamlandıramadığın bir şeyi kısaca açıklar.

Tenisten farklıdır. Atta gözlemlenmesi gereken iki canlı ve o iki canlının iletişiminden, hareketine kadar her şeye dikkat edilir.

İşte, iş yaşamı da böyledir.

Hem her şey hızlıdır, hem de tüm süreçte canlı ile muhattap oluruz.

O nedenle insan köklerinden ve kültüründen ne kadar uzaklaşırsa yaptığı işte de o kadar önünü göremez hale gelir.

Çünkü bildiğin değil, öğrendiğin ya da sürüklendiğin sisteme itilirsin.

Kontrollü büyüme ve istikrar…

Önemli.

Yine attan örnek vereceğim.

Herhangi bir engel atlama yarışına katılmak istiyorsunuz ve bir metre atlamak istiyorsunuz diyelim, kuraldır, denir ki önce bir sene boyunca bir metreye kadar birkaç tane küçük yarış koş.

Neden?

Aşağılarda piştikçe büyürsün.

Aşağılarda parkur geze geze, parkur yapa yapa yukarılara çıkarsın.

50 cm’i yönetmekle, bir metreyi yönetmek mümkün mü aynı olsun?

Değildir.

İşte böyledir.

Önce küçük yönetmekle olur.

Ama biz daha kurumsallığa alışmadan çok kurumsal olmaya çalıştık.

Ama biz maalesef okuyarak olacağını zannettik.

Ama biz maalesef kendi alanımız dışındakileri çok anlamsız ve gereksiz bulduk.

Bunlar ne hükümet, ne devlet ne başka bir şey yüzünden oldu.

Bir suçlu bulmak kolay.

Meraksızlığının, araştırmamanın, okumamanın suçlusu yok.

Dünyayı anlamamak istememenin, bazı şeylerin peşinden gitmemenin bir suçlusu yok.

İyi ki ben bu sektöre daha önce girmemişim, yoksa beni kesin döverlerdi. İki senede bunu gözlemlediysem eğer 10-15 senede neler diyeceğim ama içeride o kadar tutmazlardı beni:)

Valla iğne ve çuvaldız. Bunu poster yapıp asalım bir yerlere. Bizim insanımıza çok lazım.

Fuarlarda körler sağırlar birbirini ağırlarken, sanat sergisinden de eserler önünden eser sahibi edası ile poz vermeye merhaba=)

Devamı bir sonraki yazıda…

Sevgiler,

Sevgi Müge Keçeci

Yorumlar Kıymetlidir…

Comments (

0

)