Ortalama Okuma Süresi: 5 dakika
Minimal, art deco, modern tasarım ve daha fazlası.
Hepsinde tek bir ortak yön?
Detaylar.
O kimsenin bakmadığı belki de eklenmediğinde eksik hissedeceğin ama olduğunda o bütünlüğü sağlayacak detaylar.
Mesela bir defter yaparsın, kenarlarını düzgün kestiğinizde özenli hissedersiniz, elinize aldığınızda bir özen hissedersiniz. Yoksa çalakalem yapılmış bir şey gibi olur.
Mesela bir deri parçadan küçük bir cüzdan yaparsınız ama kenarlarını temizlemez ve toparlamazsan şık olmaz. O bitirişlerle şıklığı ve minimalliği yakalarsın.
Mesela minimal bir oda ya da bir salon tasarlarsın ama o özensiz süpürgelikler tüm minimal stili alır götürür.
Tasarım, üretim ve ne yaparsan yap o detaylar önemlidir.
At binersin mesela binerken farkında olduğun o minik detaylar seni daha iyi bir binici yapar.
Tenis oynarsın yakaladığın derin detaya sahip bir top, çok büyük bir kurtarış olabilir…
Liste uzar gider.
Bunu en iyi bizlere aslında eğitim sisteminde matematik derslerinde verirler. Nasıl mı?
Gidiş yönteminden not almak diye bir şey vardır. Her gidişi detaylı detaylı yazdıkça, yaptığın hesapta daha profesyonel olmayı öğrenirsin. Hesaplama da bir sanattır yani.
Geldik konunun özüne.
Kendimi bildim bileli detayları yakalarım. Bulurum onları. Eksiği bulurum. Bir tat eksiktir tamamlama ihtiyacı hissederim, bir odaya girerim bir anda içimden tasarlamaya başlarım, bir kumaşı elime aldığımda çoktan kafamda ne olacağını tasarlamış olurum.
Bayılırım bu işlere.
İki senedir takip edenlerin malumu dizimde yaşadığım bir sorun yüzünden iyice dinlendim. Dinlenmeyi bilen için harika bir süreç ama oturmayı sevmeyen bir bünye için oldukça zorlayıcıydı.
Sonunda ne oldu?
Muguet ortaya çıktı.
Masa hazırlamayı severim ben. Ama klasik masa sevmem. Her akşam olsa, her akşam o uzun masayı bir saatte oynaya oynaya hazırlarım.
Her işim bir merasim gibidir.
Sabah kalkarım hazırlanmadan çalışamam. Belirli rutinlerim vardır. Kendimce kurallarım.
Kimseyi de darlamam kendimden başka bu özelliğimle. Kendimi yer bitiririm. Ne yapılması gerekirse yaparım. Çünkü tasarımda da bir matematik ve detay vardır. Buna inanırım.
Bir yemek daveti olur; davetiyesinden, renklerine kadar oturur araştırır konsept oluştururum.
Bazen de evde rahat olmak ama o rahatlıkta bile tarz ararım.
Muguet’de tam olarak böyle doğdu. Benden.
Kendime doğum günü hediyem oldu.
Kendimi ödüllendirdiğim bir alan.
Çok bana ait.
Çok benden. Birçok şey tasarlıyorum.
İki senedir çalışıyorum.
Kaç sene önce aslında temellerini atmış, kendimce prototipler oluşturmuş fakat hayata geçirememiştim. Kendi bildiğimi okumam gereken yerler olduğunu seneler bana kafama vura vura anlattı.
Kimseyi dinlemeden harekete geçmek lazım bazen. İnandığın uğruna!
Hele ki iki senelik zaman bana kafamın dikine gitmemi, bildiğimi okumamı çok iyi öğretti.
Bir müşterim için gerçekleştirdiğim bir ziyaretimde beni hiç tanımayan bir profesyonel bana senelerdir içimi kemiren o işe başlamam için aslında bir tohum ekti. Cesaretlendirdi.
Bazen eğitimden ziyade bazı işlerde de Allah vergisi olan o yetenek çok önemli. Onu daha iyi pekiştirdim.
Çevren sana her türlü iyi der ama bunu bilmem kaç senelik bir profesyonelden duymak çok daha başka hissettirdi.
Zamanı da gelmişti.
Başladım.
Nereye gideceğini bilmeden başladım ama.
Her gün üzerine kattım. Her gün bir şey denedim.
Bu süreçte çok zor şeyler de yaşadım. Ama her gün çalıştım. Her saat araştırdım.
İnat ettim depolar dolusu stok olmaması için. Direndim ve direneceğim.
Her aldığım “az ürün üretemeyiz” cevabı bana bir öğrenme kapısı daha açtı.
Her aldığım “çok saçma kimse almaz” cevabı bana bir direnme kapısı daha açtı.
Muguet ile başladım.
Kişiye özel olsun diye. Her hemcinsim kendinden bir şey bulsun diye.
Etiket yoktur. Bir kadın bazen şık olmak ister, bazen kimse görmüyormuşçasına rahat rahat giyinip gezmek ister. Hepsi bizizdir.
Bazen minimali severiz, bazen şıkır şıkırı.
Muguet – Lumen Cordis oldu bu nedenle.
Yani Müge – Kalbin Işığı.
Kalbin titrer çok istediğin bir şey için.
Beğendiğin bir şey için.
İçin akar derler.
Güzel bir heyecan sarar.
Böyle bir şey oldu Muguet – Lumen Cordis.
Çalışıyorum.
Okuduğum kitaplar var.
Daha önce yaptığım işlerden birikimler var.
Aylarca örüp örüp Doğu’daki miniklere gönderdiğim ürünlerin tecrübesi var.
Belki de onların duası var.
Dedemin anlattıkları var.
Annemin öğrettikleri var.
Babamın eğlenceli yanı var.
Kardeşlerimin enerjisi var.
Anneannemin hamaratlığı var.
Babaannemin kafasının dikine gidişi var.
Bütün genlerin aktive olduğu bir alan var.
Hepsinden çok Müge var. Müge’den çok parça var.
Bizi çevremiz biz yapar.
Ailemizle biz oluruz.
Hepsi var.
Var da var.
Her gün biraz daha fazla.
Öğreniyorum.
Belki de sizlerle daha çok öğreneceğim.
Allah vergisi olan yeteneğin her gün başka kilitleri açılıyor.
Kendimi yeniden başka bir şekilde keşfediyorum.
Ben gibi biraz renkli ama sade.
Rengi sadelikle, sadeliği renkle buluşturan.
Tasarımda bir denge aradığım bir alan.
Ben gibi. Dengede durmaya çalışan bir Müge gibi.
İlk satışımı da yaptım. Gözlerim doldu.
“Oldu” dedim.
Hiç tanımadığım, beni hiç tanımayan bir hemcinsim.
Daha mutlu oldum.
Ürünlerin birçoğu benim üretimim.
Daha da çok şey geliyor.
Bazıları için ben çok heyecanlıyım.
Ben hazırım.
Hobi alanı da denebilir.
Bilemeyiz nereye gider. Aklımda var bir şeyler.
Bakalım.
Kalbinizin ışığını takip edin.
O size doğru yolu gösterecektir.
Atlarımı çok özledim.
Muguet doğdu, doğmasına yakın dizi de düzeldi.
Bu demek ki, artık ata da binebilirim. Özledim.
Demek ki bazı şeyler için durmam gerekiyormuş.
Durup soluklanmam gerekiyormuş.
Kendime bir ödül vermem gerekiyormuş.
İçinizde kalmasın. Siz de kendinize ödül verin. İzin verin. Deneyin.
Korkmayın.
Çünkü atın bana öğrettiği en önemli şey;
“Hiçbir zaman tam olarak hazır olamayacağım ve hiçbir zaman tam anlamıyla her şey istediğim gibi olmayacak. Olanla en güzelini hazırlamak ya da yapmak senin elinde. Yeter ki bir yerden başla ve yeter ki hareket halinde ol. Tekrar ve süreklilik her şeyi yoluna sokuyor”.
Sevgiler,
Sevgi Müge Keçeci
Not: Kendi markamdan bahsettim yazıda reklam var ama kendi markam.


Yorumlar Kıymetlidir…