,

network işleri.

Ortalama Okuma Süresi: 6 dakika

Kimseye network olarak ya da konuşma ya da iletişim kurmam karşılığında bana nasıl bir fayda sağlayabileceğini hiç düşünmedim.

İş hayatım ya da sosyal hayatım ya da özel hayatım böyle ilerlemedi.

Network nedir? Nasıl oluşur?

Gerçekten nasıl sahici bir network oluşuturursun?

Anlatalım.

“İnsanlar ne dediğini unutur, ne yaptığını unutur ama onlara ne hissettirdiğini asla unutmaz”

Bu samimiyetin sonucudur. Yani önce samimi olacaksınız!

Samimiyet nedir?

Türk Dil Kurumu’na (TDK) göre “samimi” kelimesinin anlamları şunlar:

  • İçten (duygu vb.)
  • Candan, açık yüreklilikle davranan.
  • İçli dışlı, senli benli olarak.

Yani, kimseye “Acaba konuşursam, bana ne çıkar?” diye düşünmeden ilerlemektir.

Karşılıksız bir şeyler yapmaktır. Burada da “İyilik yap denize at, halik bilmezse malik bilir” sözü devreye girer.

Çok basit bir örnekle ilerleyelim. Deprem oldu. 6 Şubat. Öyle bir sabaha kalktık ki; hepimiz, vicdanı olan herkes “Ben ne yapabilirim?” diye dakikalarca düşündükten sonra, ne yapacağımızı bilmeden, bir yerlere koştuk. Marketlere akın ettik, deprem bölgesine doğru yola çıktık. Elimizde ne varsa, yüklendik, ulaştırabilme çabasına girdik.

Halk olarak böyle durumlarda o kadar seviyorum ki bizi. O kadar pratik şekilde ilerliyoruz ki. Çözüm odaklıyız aslında.

Kişisel tecrübeme gelelim.

Tüm bu sürecin sonunda dedim ki: “Ben ne güzel insanlar biriktirmişim“.

Önce düşündüm. Kimi tanıdığımı, listeledim. Sosyal medya hesaplarımı, rehberimi deştim.

Neden?

Çünkü bütün iletişim gruplarımda ihtiyaçlar listeleniyor. Bir ucundan tutmam gerekiyor. Biliyorum.

Sanayici değilim, fabrikam yok. Olsa tüm imkanlarımı seferber ederdim.

Kendi yağında kavrulan bir içerik pazarlamacıyım.

Öyle bir liste çıktı ki…

Size anlatamam.

Çadırcısından tutun, toplu yemekçisine kadar. Kimlere ulaştım.

Bu ben mükemmelim değil.

Biri hatta dedi ki: “Öyle bir networke sahipsin ki, kimi sorsam, ne istesem buluyorsun“.

O güne kadar o kişileri, hiçbir işimde kullanmadım. Hiçbir zaman.

Hele bir tanesi var ki, bahsetmeliyim. Kendisi okursa kendini bilecek, belki yazmamdan ismini hoşlanmaz. Bir gıda hazırlama gereçleri ithalatçısı. Kendisiyle sadece sosyal medya üzerinden tanıyoruz birbirimizi. Fakat öyle bir desteği oldu ki. Anlatamam. O sadece biriydi. Ne iş yaptığını da o ara öğrendim. Kaç senedir de takipleşiyoruz.

Gitmek istedim, gidemiyorum. Marketten bir şeyler almak yeterli gelmiyor.

Daha fazlası lazım. Oturduğum yerden sekreter gibi. Sürekli birilerini arıyor, iletişim ağı kurdum.

Şimdi…

O gün ne öğrendik?

O koca koca plazalarda kasıntı yaşamak bize hiçbir şey katmadı.

Bize dayatılan o sözde kurumsallığın bize uygun olmadığının uyanışını bir kısmı yaşadı. Bir kısmı hala o balonun içinde.

Bu tespitlerimi bilahare konuşuruz.

Gelelim ben tüm bunları nasıl yapabildim?

Birincisi: kimsenin ne parasına baktım, ne ne iş yaptığına, ne nerede çalıştığına, ne nerede yaşadığına.

Yazdım ben.

Bir kısmı ile bu yazılarım sayesinde tanıştık.

Bir kısmı ile iş yaparken tanıştık.

Bir kısmı ile sosyal çevremde tanıştık.

Bir kısmı ile kardeşlerim sayesinde tanıştım.

Bugün, kendi kendime iş yapıyorum. Ne iş yaptığımı belki onlar da bilmiyorum.

Nelerin peşinde koştuğumu. Hayat konuşuyoruz hepsiyle.

Beni takip edin, beni beğenin ya da ben şöyle bir şey yapıyorum demedim. Hiçbirine “Acaba bana ne katar?” diye bakmadım.

Bu aileden.

Büyük dededen başlıyor bu gelenek.

Biz de, karşımızdaki insanı derecelendirme yoktur. Herkese, kendimiz gibi, Allah’ın bir kulu olarak bakarız. Kimseyi çıkar için düşünmeyiz.

Dedemin bir sözü vardır: “Kimseye bel bağlamayacaksın” derdi.

Babam özellikle: “Kimsenin ekonomik durumu ya da işiyle dalga geçtiğinizi görmeyeceğim” derdi.

Kullansaydım çevremi, belki 3 kazanıyorsam 10 kazanırdım bir anda. Ama kalıcı olmazdı.

Bir de ben çok sosyal değildim. Öyle uçtulu kaçtılı da bir hayatım yok. Event event, kafe kafe de gezmem, gezemem. Yani öyle her yere girip çıkmazdım. Peki, bu kadar insanı nasıl tanıdım?

Birincisi: sosyal medya ile.

İkincisi: yaşadığım yerde.

Üçüncüsü: çalıştığım yerlerde.

Dördüncüsü: okuduğum okullarda.

Beşincisi: gittiğim kurslarda.

Network kullanmadan önce, kendinizin sağlam temeller üzerinde olup olmadığını bir yoklayacaksınız.

Önce işiniz net bir zemin üzerine oturacak.

Arkasında duramayacağınız, güvenmediğini bir işi yapmayacaksınız.

Birkaç senedir bir şeyler peşinde koşuyorum, kendimce. Daha önce yaptıklarımdan biraz daha farklı işler.

Yazıyı da bırakmıştım. Sosyal medyayı da.

Hayatın içine düştüm. Tam hayatın ortasına. Sosyal medyadan ziyade insanlar sokakta ne konuşuyor sorusunun cevabını almak amacıyla çıkmamış olsam da, çok farklı şeyler keşfettim.

Gittiğim her yerde, bambaşka şeyler keşfettim.

Sonuç?

Birçoğuna göre yeni networklerim oldu.

Ama ben olaya öyle bakmıyorum.

Hiç tahmin etmediğiniz kişilerden neler çıkıyor biliyor musunuz?

Hiç tahmin etmediğiniz insanlar, size öyle fikirler sunuyor ki…

Kafa başı hesap yapamıyorum. Yapım müsait değil.

Çünkü biri beni hakkımda yapsa hiç hoşuma gitmez. Yapanı da zaten hisseder, çekilirim.

Bu, birilerinin benim hakkımda kötü düşünmesinin benim için önemli olup olmaması değil, bu empati.

“Kendine yapılmasını istemediğin şeyi, başkasına yapmayacaksın”.

Hayat felsefem budur.

Ben şeye de inanmam; “İş hayatında şöyledir ama işten bir çıksın pamuk gibidir“. Yok güzel kardeşim öyle bir şey.

Tabii ki işte değişiriz bu arada.

Nasıl?

Şöyle; mesela ben masa başına oturdum mu, odakalanırım, çok konuşmam. Ama aralarda acısını çıkarırım. Biraz daha ciddileşirim ama yine eğlenceyi de kaçırmam.

Kimse de demez bu işte şöyle de, çıkınca bambaşka bir insan oluyor.

Öyle kasmam da, beni şöyle bilsinler, böyle bilsinler diye, oturur ağlarım da. Ağladım da.

Hiç utanmam.

Müge ve serseri serbest stili mode on.

Neden utanmam gerekiyor ki?

İş hayat değil mi? Ofise girince insanlığımızı ve hislerimizi bir kenarda mı bırakmamız gerekiyor?

İşte, o zaman o, iş olmuyor. Sadece rakamların olduğu, rakamlar ters gittiğinde de çöken bir sistem oluyor.

Yaparım yani. Ağlarım da, gülerim de.

Başka bir insan olamıyorum.

Olmuyorum.

Olamam.

Saygınlığım olmaz kaygınız varsa. Olmasın. Çünkü sizi zaten saymıyorlarsa duygularınızı yansıtmayınca da saymıyorlar. Zaten öyle sayıyorlarsa, saymasınlar da.

Müge ve serseri serbest stili mode off.

Çünkü şunu biliyorum. Samimi olmayan insanların telefonu kapandıktan sonra şu konuşma dönüyor:

Bu da hep işi düşünce arıyor“.

Maalesef böyle.

Yani, bu iş dünyasında insan kullanın zorbalığına da, iş hayatında şöyle gaddar olacaksın ki lafını dinlesinler zorbalığına da karşıyım.

Ben zaten sosyal çevreme ya da iletişim kurduğum insanlara “network” demiyorum. Çevrem onlar benim. Dostlarım. 60 yaşında da var, 20 yaşında da, 5 yaşında da.

Kimden, nasıl ve ne öğreneceğini bilemezsin.

Bunu senelerdir anlatmaya çalıştım herkese.

İşe, iş gözüyle bakmayın, bu bir sosyal ortamdır.

Temsildir.

Bunu neden yazdığımı da sonda açıklayayım: son zamanlarda son birkaç aydır. Yeni mezun, yeni işe başlayan, iş değiştirmek isteyen pek çok genç arkadaşımız bana yazıyor.

Soruları şu: “Nasıl ilerleyebilirim?“, “Ne yapabilirim?” ve “Nereden başlamalıyım?

Ben onlardan, onlar benden öğreniyorlar. Çünkü çalışmak tam olarakta böyle bir şey. Bunu da dedemden öğrenmiştim.

Beni oldukça iyi otellere yemeğe götürürdü. “Her gün dışarıda yiyeceğine hafta içi çalışacak, hafta sonu da buralara geleceksin, dinleneceksin” derdi. Ama en önemlisi, orada çalışan bütün ağabeylerle ve ablalarla konuştururdu. Temizlik görevlisinden, otel müdürüne kadar. Her zaman da şunu eklerdi:

İnsanları göreceksin, hallerini anlayacaksın, sorunlarını dinleyeceksin. Unutma, kimden ne öğreneceğini ve kime nasıl yardım edeceğini bilemezsin. Bazen gizli bir el olmak için konuşmak lazım. İlla parayla değil, bazen bir gülüşün bile onlara yardım edebilir” derdi.

Ve belki de en önemli sözü: “Oldum demeyeceksin hiçbir zaman, çırak olacaksın” derdi.

Büyük adamdı.

Gerçekten.

Yani gençler, herkesle konuşacaksınız; yolunuza çıkan, yanınızda oturduğunuz, markette ağabey ile, kafedeki abla ile, komşunuz ile, metroda yanınızda oturduğunuz insanlarla göz göze geleceksiniz, gülümseyeceksiniz.

Size network diyormuşum, sevgili network’üm şeker gibi insanlarsınız.

Hepinizi öpüyorum.

Sevgiler,

Sevgi Müge Keçeci

Yorumlar Kıymetlidir…

Comments (

0

)