müge the challenger.

Ortalama Okuma Süresi: 4 dakika

Sokak köpekleri…

Çok kovalandım da, çok kaçtığım da oldu. Çocuk yaştan itibaren hem de. O zamanlar kimse sevmediği için çok vahşilerdi.

90’lar çocukları bilir. Benim formülüm basit. Sevginin iyileştirip, ehlileştiremeyeceği canlı yok. O kovalayan köpekler, sonra dostum oldu. Çünkü her gün inatla, sakin sakin bir adım daha yaklaştım. Sonra bir adım daha. Sonra gizli gizli yemek vermeye başladım. Sonra bakkala onlarla birlikte gitmeye.

Annem çok şaşırıyordu bana.

Çok çabaladım ama.

Onları yönetmek değil, sevmekti amacım. Onlarla zaman geçirmek. Sevdiğim için.

İnsan da çok yaralıyor, insandan da mı kaçalım?

Güvenmeyelim mi bir daha?

Güveneceğiz. 

Psikolog değilim ama ailenin büyük çocukları psikolog gibi olurmuş. Annem ve babam çok korkardı. Korkuları basitti. Hiç teşvik-i mesaileri olmamış köpeklerle. Bir de babamdan dedemi köpek ısırmış, sahiplendikleri bir köpek. Bir korku gelmiş. Uzaktan sevmekle yetinmişler.

Bilmediğinden korkar insan. Bildikçe korkun geçer. En temelinde canlıdır. Canlıyı bilen, canlıyı anlayan korkusunu yener. Hayatın boyunca azarlandıysan eğer herkesi azarlarsın. Kovalanırsan, ısırırsın yani. O da ısırıyor.

Sonra aileye ben geldim. Nerede kedi köpek varsa ben oradaydım.

Aileye tepki gibi.

Adeta bir challenger:)

Her konuda ama.

Babama da bu yazdıklarımı anlatıyordum, ne kızıyordu. “Bilmiş bilmiş konuşma bana” diyordu. Eve geldiği gibi “bugün köpek sevmedin değil mi?” diye soruyordu. Annem gözümün içine bakıyordu, sevmedim diyeyim diye. Ben doğrucu davut olarak “tabii ki sevdim” dediğim an boş boş bakıyordu bana. Yalan söyleyemiyorum, bir şey söylemeyeyim diyorum, bütün bedenim ele veriyor sevdiğimi.

Sonra tembih silsilesi. Değişen? Değişen yok, ertesi gün ben bildiğim gibi.

Öyle.

Ne oldu?

Sonra köpek sahiplendi iş yeri için, iki tane Alman kurdu. Dilinden düşüremedi. Akşam eve geliyor. “Yok Bulut şöyle yaptı, yok Zeyna öyle kaçtı”.

Bulut Mert’in, Zeyna benimdi. Öyle demişti. Senin gibi çok hareketli diyordu. Adam işte bizi özledikçe onları izliyordu heralde.

Sonra o köpekler doğurdu.

Ne oldu?

Torunu olmuş gibi sevindi. Köpeğe ellemeyin diyen adam, bizi yavru sevmeye götürdü. Sevdiğimiz gibi dezenfektanla peşimden koştu ama. Siz pandemide tanışıp yıkandınız dezenfektanlarla, ben 11 yaşımda.

Kontrollü köpek seviyorduk. Tabii ben kontrol edilemiyordum orası ayrı.

Sonra iki tane daha. İki doberman. Çiftliğe uzanan bir yol gibi.

Bir gün hiç unutmuyorum. Onlar binanın dışında ayrı bir alandaydı. Babam ortalarda yokken, yanlarına girdim. İki dobermanın arasında babamın suratı bembeyaz. Ben nasıl oynuyorum ama. Hayvanlar da ne oyuncu. Koca bahçede bir oraya, bir buraya koşuyoruz.

Adeta “ona küçük sürprizler hazırlayın” tadında yaşıyordum hayatı.

Anında bekçi ağabey çağırıldı. Haliyle ben toparlandım. Eve gelene kadar. Sen onların çenesi kaç basıyor biliyor musun? Şaka mı bu? Ne korkutmalar.

Bana söktü mü?

Hayır.

Ben onun için, o da benim için nasıl bir challenge olmuş:)

Bir ara bana taktı zaten. Sürekli beni denetliyordu. Mesela annem daha erken çözmüştü beni, sesim çıkmayınca anında yanımda beliriyordu. Haliyle evde en çok zaman geçiren o.

Babam daha geç çözdü ama daha çok taktı.

Benim ortadan kaybolmalarım vardı. Kayboluyordum. Deney yapıyordum, müzik dinliyordum. Büyük halimle bile kayboluyorum. Mesela bir an evden çıkıyorum, kimseye söylemeden ata gidiyorum. Beni arıyorlar. Öyle düşünün. Küçükken de böyleydi. Kayboluyordum.

Babam genelde böyle saran bir tip değildi. Yokluğumu hissettiği an arıyordu beni. Önceleri, eskiden oda telefonu vardı, oradan. Kontrol ediyor. Yanına çağırıyordu. Sonra büyüyünce, cep telefonu ile. Denetliyor ama neden?

Önce merak, sonra da canı sıkılmış belli.

Şaka yapmaya beni yanına çağırıyordu.

Yapıyor, yapıyor gülüyordu.

Ben de ona şaka yapıyordum, bozuluyordu.

Seneler geçti.

Bahçeye gelen vahşi kedilerle mücadelem devam ediyor. Bir tanesi pamuk oldu. Azılı bir serseriydi. Anlatamam. Kedi gerçekten kedi oldu.

Ama onunla da çok mücadele verdim. Her gün, oyun oynadım, oyun oynamayı denedim. Yabaniydi, oyuncaklara vuruyordu, çevrede oynamaya gelen kedileri kaçırıyordu. Şimdi bir sempatik oldu. Gerçekten kedi gibi oldu.

Hala biraz serseriliği var.

Her şeyi aştık aşamadığımız tuhaf bir özelliği var, mama verirken elime kafa atıyor. Ciddi serseri yani.

Kedinin de raconcusu var.

Racon demek ki içgüdüsel.

Ben sabırlıyımdır. Işık gördüm mü, sabrederim.

Konunun özü: sevgi ve sabır iyileştirir, ehlileştirir.

O işyerine alınan köpekler, sayemde alındı. Köpek diye tutturmuştum, evde olmaz dedi, işyerine aldı. O da bir ilerlemeydi.

Bir gün manejde, at hocamın tüm köpekleri üzerimde. Nefes alamıyorum. Nasıl gülüyorlar bana. Paratoner gibi de çekiyorum bu arada.

Biri de benimle öyle oynasa, ilgilense dibinden ayrılmam.

Şimdi atın tepesinde görseydi, kedilerle halimi görseydi yaşıma bakmadan önce bir güzel azarlar ardından da gururlanır, ağlardı. 

Bunlar tabii ki, bir iyileşme çabası değil. Babam yok ve ben onu hissedeyim diye değil. İçim bu. Ona tepki olarak değildi bu yaptıklarım. Buyum ben. Oyun oynamayı, eğlenmeyi seviyorum. Sevdiğim ve beni gerçekten tanıyan kişilerin yanındaki ben ve yeni tanıdıklarım arasında dolayısıyla çok fark oluyor.

Ortamı ve kişisini de bulursam, eğleniyorum.

Eğlence önemli.

Gülmek önemli.

Not: Reklam yok. Sevgi var. 

Sevgiler,

Sevgi Müge Keçeci

Yorumlar Kıymetlidir…

Comments (

0

)