Ortalama Okuma Süresi: 5 dakika
Bazen canım çok alışveriş merkezine gitmek istiyor. Bugün kardeşlerim gitti, bir yanım istedi mesela. Gitmedim. Özeniyorum ama gidiyorum, sonra minik pişmanlık yaşıyorum. Neden gitmek istemediğimi hatırlıyorum. Canım sıkılıyor benim oralarda.
Zaten alışveriş mantığını da çok sevmiyorum. Orada harcayacağım kaç saat yerine spor yapmak, yürümek ya da bir film izlemek daha zevkli geliyor. Online alışveriş yapamıyorum. Kumaşa dokunma ihtiyacım var. Denemeyle alakalı değil, kumaşa elleme ihtiyacı. O dokuyu hissetme. O ayrı bir şey. O biraz genetik aileden miras. Tekstilcilikten geliyor. Nesilden nesile de aktarılıyor o deneyim.
Zaten hızlı tüketim hazır mağazacılığı ben hiç anlayamıyorum. O çok zorluyor. Her gün yeni ürün geliyor. Nasıl bir tüketim.
Nasıl tüketimi amaç haline getirmek…
Aracı nasıl amaç haline getirmek…
Giysi. Hepi topu giysi. Kuyruklar, kavgalar, beden peşinde koşmalar. Ona sahip olma ihtiyacının sana işlenmesi.
Böyle sezon başlarında önce ihtiyaç belirliyorum, sonra bir ya da iki mağaza da belirleniyor. Mümkünse en az deneme ve mümkünse iki mağaza için yarım saat, bir tanesi için 15 dakika. Sonrasında canım sıkılıyor. Kafam da karışıyor zaten. Bu da dedemden kaldı. O böyleydi.
Giderdik alışverişe güvendiği bir mağazayı belirlerdi. Girerdi oradan bana seçer, denetirdi işimiz biterdi.
Kendimi sorguladım, aslında seviyorum ve o mu beni etkiledi diye. Değilmiş. Cidden sıkılıyorum. Herkes zevk alıyor, ben almıyorum ya bu işten. Onu da anlamıyorum. Gerçekten tuhaf bir karakterim.
Eğer güzellik malzemesi alacaksam da günlere bölüyorum, o da başka bir gün ya da tavsiye oluyor onu online alıyorum. Zaten çok malzemem de yoktur.
Mesela kardeşim ve annem seviyor gezmeyi. Onlar gezerken iki kumaşa elliyorum. Sonra hop, ben kayboluyorum. Nefes alacak yer arıyorum kendime. Bazılarını hiç sevmiyorum çünkü açık hava olan kısımlarına ulaşım zor. Girmiyorum da zaten.
Çok komik oluyor.
Eskilerde sevgililerini bekleyen erkekler, babalar ve bendim mağaza önlerinde. Sonraları daha açık olanlar yapıldı. Ben hep dışarıda. Anında kayboluyorum. Müge ve birtakım varoluşsal sorunları.
“Kapitalizme ve Düzene Direnişim” adlı kitabımı yakında yazarım ben.
Babam öyle derdi; “sen bu evin Che Guevara’sı mısın?” diye sorardı ama kendi de asi ve isyankar şarkıcı Bob Marley’i dinlerdi.
Daha önce krem alırken zaten görevliyi bug’a soktum.
Özet geçiyorum. Herkes krem kullan, bu yaşlarda önemli dedi. Kendimi eksik hissettim. Bir şeyim de yok ama gerekiyormuş ya.
Dedim gideyim alayım. Eskiden iki üç çeşit krem vardı. Bir çıkardılar önüme altı, yedi tane krem. Görevli de iştahlı iştahlı anlattı.
Ne yapsın? Onun da görevi. Bozmadım. Göz için iki krem, cilt için üç krem, tonik monik derken kocaman bir set…
“Haklısınız işinizi yapıyorsunuz ama ben bunların hepsini kullanmam” dedim. “Zaten bu kremler anlıyor mu nereye sürüldüğünü? Göze sürüldüm tamam oraya etki edeyim mi diyor?” diye sorunca, kadın güldü.
Cehalet değil bu. Bilim. Kardeşim utandı ve kaçtı. Ben meraklıyım kremlere. Makyajı da çok severim. Araştırırım da çok. Ama bunun bu kadar kapitalistleşmesine karşıyım. Alalım diye, kadınlar hassas gençlik konusunda diye. Cildimizin her zerresine krem çıktı. Kimyasal çöplüğe döndü banyolar.
“Yok öyle yapıyor, yok böyle yapıyor”. Tabii nasıl kanıtlayacaksın.
20 sene sonra etki olmayınca “ama ben bilmem ne kremini kullanmıştım, gençleştirecek dendi bize” mi diyeceğiz kırışınca. Bilim önemli.
Ne oldu “biberiye sürün” dedi herkes. Sonra herkes bir bir şikayete başladı, saçımda beyazlar çıktı diye.
Bu eczacılar, dermatologlar neden var?
Eskiden Kolsuz Agop vardı. O bilimdi mesela. Ne derse iyi gelirdi. Ben de kendisiyle tanışma şerefine erişmiştim. Çok farklı bir insandı. Bir karışım yazardı. Nasıl tatsız kokardı ama ne iyi gelirdi…
Neyse. Hikaye uzadı. Bilahare yazarım.
Şu ukalığımı da yapayım. Uzman değilim ama çok faydasını gördüm. Sağlıklı beslenirseniz, iyi su içerseniz, iyi uyursanız, yastık kılıfınız ve yüz havlunuz temiz olursa, yüzünüzü sabah akşam yıkar, makyajsız uyumaz, sporda da güzel ter atarsanız eğer cildiniz bebek gibi olur zaten.
Yani cilt aslında, sizin aynanız. Kendinize ne kadar iyi bakarsanız parlarsınız. Olay bu. Aşk meşk değil yani parlatan. İçinizden gelen o temizlik dışınıza yansır. Kişisel bakım:)
Birçok cilt problemi de psikolojiktir. Ona da özen gösterin.
Dedem bahsetmiştim, altı sene tıp okumuş, son sene bırakmış ama devam etseymiş, çok iyi doktor olurmuş. O çok anlatırdı her şeyi bilimsel olarak ben de iyi bir çekirge oldum. Adam işlemiş bilinçaltıma. Mantık yürütmeyi öğretmiş.
Bir ara tekstilcilik genini sekteye uğratıp doktorluk macerasına dalıp yine nasıl tekstile başladığını da anlatırım.
Keçeci, keçeden, keçecilikten geliyor.
Özetle: doktorları dinleyin, doktorları.
Doktor olmayı istemiştim çok. Olmadı. Çok okuyorum. Araştırıyorum. Sonra doktor komşu teyze ve amcalarımı darlıyorum. Hele bir tanesi düşkün bana çok, ben de ona. Özenle cevaplıyor sorularımı. Bir gün bana bir şey danıştı, beni de şaşırttı ve ardından “sen çok iyi doktor olurdun” dedi. Sağ olsun. Olurdum.
Belki de içgüdüsel bir şeydir.
Önce kendi doktorun oldun mu biraz anlıyor ve mantık yürütüyorsun bazı şeylerde.
Bir alışveriş merkezinden nerelere geldik.
Not: Yazıda reklam yok. Farkındalık var.
Sevgiler,
Sevgi Müge Keçeci


Yorumlar Kıymetlidir…