,

anılar.vol.12

Ortalama Okuma Süresi: 5 dakika

Fotoğraf makinemi sabah şarja taktım, güzel tutsaydı çekecektim. Yarın okullar bazı semtlerde tatil edilmiş, bunu iyi kar yağacak gibi algıladım.

Kar yağsın diye seviniyor bir yanım, bir yanım da üzgün. Hepimiz aynı koşullarda değiliz çünkü. Bu huzursuzluğu ben aşamıyorum.

Çok iyi bir fotoğraf arşivim var. Bazen bir açı oluyor, yol üzerinde inip fotoğraf çektiğimi biliyorum. Sultanahmet, Vefa, Kocamustafapaşa, Eminönü civarı az kaybolmadım. Ortaokuldan bu yana çok fotoğrafım var. Bu sene kendime sözlerim de var.

Bu hobim ise temeli eski çok. Anlatacağım. Dedem bir makine aldı. Olaylar başladı. Bu işin en iyilerinden biriyle çok zaman geçirdim.

Anlatıyorum.

Sene çok eski. Üçüncü ya da dördüncü sınıftayım. 96-97 seneleri civarı. Okulu çok sevmediğim için bende okul seneleri pek net değil.

Dedem sürekli bana bir şeyler anlatıyor. Her hafta sonunu beraber geçiriyoruz ve her hafta sonu da bana bir şey alıyor. Ama bir şey. Tek bir şey hakkım var, o da genelde Pazar günleri.

O zaman Spice Girls çok moda, ben de şarkılarına bayılıyorum. Birçok ürünleri çıkmıştı, şekerlemeden, kıyafete kadar. Bir hafta sonu, gezerken “Ne istersin bu hafta?” diye sordu.

Bilmiyorum” dedim. Bilmiyordum çünkü. “Daha vaktin var, eve gidene kadar mutlaka bir şey bulursun sen cimcime” dedi.

Tabii ki buldum.

Şipşak bir fotoğraf makinesi. Spice Girl konseptli. Ama alış nedenim o değil. Anında fotoğraf veriyor. O kadar değişik geldi ki.

Güzel karelerin olsun” dedi alırken dedem.

Eve geldik, o her şeye hayır diyen adam, poz vermeyi çok sevmeyen babam bildiğiniz poz verdiler. Kaç kare çektim. Bir de sonra getir bakalım diyorlar. Ne heyecanlandım. Hemen çıkıyor ya.

Bitirme hepsini dediler.

Yanlış kişiye söylediler tabii.

O hafta, okul sonrası her gün aşağıda bahçede fotoğraf çektim. Böyle geçti. Sonra, Cumartesi günü yine bahçedeyken, en alt komşumuz davet etti evine, ben ve kardeşimi.

Yasmin Abla, annem yaşındaydı. Evde büyüklerde vardı. Evlerinde çok güzel tablolar ve resimler vardı. Bayılırdım onların duvarlarına bakmaya.

Çocuğuz o zaman tabii çok araştırma imkanımız da yok. Yasmin Abla’nın babasının fotoğrafları birçoğu. Ama nasıl güzel. Hele ki o Nepal fotoğrafları gözümün önünden gitmiyor. Büyüleyiciydi.

Ben, kardeşim ve kameram evlerine girdik. İzzet Bey de oradaymış. O anlatıyor, biz dinliyoruz, o anlatıyor biz dinliyoruz. Arada bana da minik tüyolar veriyor.

Dinliyorum.

Pazar günü oluyor, dedemin fotoğraflarını çekiyorum. Getir bakayım diyor, bana ışık ayarlattırıyor. Yemin ederim, dedemi tanısanız bu imkansız dersiniz, adam ne uğraştı benimle. Ne gülerim hatırladıkça. Modelim dedem. Bir pozları var, salıncakta, koltukta, yemek yerken. Ama dışarı götürmem yasak. Dışarıda poz vermiyor evde.

Sonra büyüyorum.

Büyüdükçe İzzet Bey’in kim olduğu dank ediyor.

İzzet Keribar. Kendisi hakkında bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.

Eğer bir şekilde Yasmin Abla ya da Eliko Ağabey okursa, İzzet Bey’in ellerinden öper, selamlarımızı iletiriz.

Ben büyüyorum.

Makinem de büyüyor.

Babam güzel fotoğraf çekerdi. Gerçekten güzel gözü vardı. Malı da kıymetliydi çok. Bana bir sene, artık bu makineyi kullanabilirsin dedi. Nasıl sevindim. Çok iyi bir makine. Çok pahalı. Çok detaylı. Çok ağır. Her gün deniyorum. Her gün. Küçüğüm. 14 yaşımdayım. Kardeşimin o kadar güzel fotoğraflarını çektim ki o makineyle.

Sahil yürüyüşlerimde ne kareler yakaladım. Önce yanımda gelsin, bir şey görürsem çekerim, sonra fotoğraf çekmek için dışarı çıkmaya döndü.

Babam birçok şeye üşenirdi. Ama ben haftalık fotoğraf çekiyorum, babam tab ettiriyor. Her hafta neredeyse. Bazen filmler bitmiyor, birkaç haftada bir oluyor. Gel zaman git zaman, ben bir fotoğraf biriktirdim. İnanılmaz.

Çok seviyorum.

Sonra ne oldu biliyor musunuz?

Fotoğraf bende sanat sevgisini perçinledi. Ben sergi gezeceğim, sanat tanıyacağım diye Koç Üniversitesini reddedip, Bilgi Üniversitesini tercih ettim. Neden? Şehir üniversitesi diye. New York’un en ünlü okullarından birine de tam bu yüzden başvurdum. Sanat keşfedeceğim diye. Babam New York’a izin vermedi. Neyse.

Üniversite zamanı her boşluğumda bir yerde kayboldum ben. İşe girdim, yine kayboldum.

Büyüdükçe alanım da genişledi. Kendimi ormanlarda, şehrin eski semtlerinde, sahillerinde, gittiğim şehirlerde farklı yerlerde buldum.

Bir gün Vefa’da kayboldum. Gerçekten, Süleymaniye’den çıktım. Sora sora Bağdat misali, ne yürüdüm İstanbul sokaklarında.

Bir gün dediğime bakmayın, çok gün.

Fotoğraf sayesinde birçok yapı da öğrendim. Sokak, restoran, tarihi yapı ve en önemlisi insan tanıdım. Yaşadığım şehrin insanlarını tanıdım.

Tek bir hobi bana neler tanıttı.

Mükemmel bir hobi.

İnsana anda kaybolma imkanı veriyor. Çok eğleniyorum.

Var bununla ilgili hayallerim. Sizler için ortaokulda çektiğim fotoğraflardan iki tanesini paylaşıyorum. Soldakine bayılırım.

Karda fotoğraf fantezim, neler hatırlattı.

Fotoğraf; yoruma çok açık ama çokta açık olmayan, o anı en açık yansıtan kareler.

Akıllı telefonlar çıktı tabii, o zaman daha heyecanı vardı. Film bitmesin diye 80 kare çekilmezdi ardı ardına. Ama şimdi de güzel. Ben yine 80 kare çekemiyorum arka arkaya.

Hobi edinin. Ben hobilerimden çok mutluyum ve zaman zaman birine çok tutulurum. O her tutuluşumda başka bir şey keşfederim. Siz de deneyin.

Sevgiler,

Sevgi Müge Keçeci

Yazıda marka geçtiği için reklam diyoruz.

Yorumlar Kıymetlidir…

Comments (

0

)