anılar. vol 11.

Ortalama Okuma Süresi: 5 dakika

Uzun zamandır kar görmedik.

Sosyal medya anıları geçtiğimiz günlerde hatırlattı, 8 sene önce bu zamanları, ne kar yağmış. Ne kar görmüşüz.

Haftaya kar geliyormuş.

20 cm’i de geçecekmiş. Uyarı yapılmış. Haberi okuduğum gibi aklıma bir anı geldi.

Başlıyoruz.

Kar yağmadı ya, içimizdeki çocuk şöyle masumiyete bürünmedi gibi. O derin sessizliği, sessizliğin getirdiği huzuru hissetmedik gibi. Bir yanım yağsın diye dua ederken, dua ortada kalıyor, geçim derdi geliyor aklıma, büyümenin verdiği telaşlar ve hayat koşulları.İnsan daha farklı düşünüyor.

Neyse.

Bir Şubat tatili. Sanırım 22 ya da 23 yaşımdayım. Annemler Bursa’ya anneanneme gitmiş. Kar uyarısı var. Evde yalnızım. Havada da öyle bir şey yok gibi. O zamanlar kanımız deli tabii, hep yurtdışında yaşama hayalim var. İdealisttim çok. Ama kabul etmeliyiz ki çalışacak olsak bile bir şeylere güvenmek lazım. Güvenebileceğim bir şey yoktu. Onun dışında annemi yalnız bırakmak zordu. Kardeşlerimi yalnız bırakamazdım. Babam yaşasaydı çoktan giderdim. Böyle olması gerekiyormuş, her şeye rağmen çok şükür.

Gelelim o güne. Hava güzel diyordum. O gün işe gittik. Eve geldik. Koca ev bomboş. Birkaç gün güzel geçmişti, bir süre sonra sıkıldım. O zamanlar bu kadar oyalayan şey de yok. DVD’ler var malum. Bir de ben kültür canavarı gibi anında tüketiyorum. İzlemediğim ne film kalmış, ne de okumak isteyipte okumadığım kitap. Akşam yemeğimi yedim. Televizyonu açtım. Ben yalnızlığı en çok o gece hissettim.

Ev sessiz olunca, insan her sesi duyuyor. Birden camdan büyük bir ses geldi. “Tak” diye. Tamam sitedeyiz, güvenlik var ama her şey olabilir. Aklım çıktı. Hemen elime bir şey aldım sesin geldiği cama gittim, perdeyi açmamla komşu ağabeylerimizden biri şaka yapmış. Nasıl bağırdım adama. Biliyorlar annemler evde yok, şakaymış.

Aklım alındı.

Bir de ketumumdur ben. Bazı şeylerle tek başıma uğraşmayı öğrenmek uğruna savaşırım. O gece neden öyle oldum bilmiyorum. Kendimi kötü hissettim. Canlı yayınlara bakmaya başladım. Benimle aynı dakikayı yaşayan insanlar…

Gece oldu saat 1. Allah kimseyi yalnız bırakmasın dedim o akşam. Bir görseniz, nasılım. O kadar komik ki. Kendimi bir yandan motive ediyorum, çünkü o dönem Dubai’ye gitme hayalim var. O zamanlarda da 24 yaşın altında tek kadın olarak gidemiyorsun Dubai’ye. Kendi kendime “alışmalıyım” diyorum.

Bunları düşünürken gecenin saat kaçı olmuş, kime gidersin. Bir de işte evde bazı sorunlar, babamız yeni vefat etmiş. Nasıl bastı bana o akşam. Her şey aklıma geldi.

En son Nihat Hatipoğlu’nu açtım, uyudum. İzlerim ben. Eskiden gerçekten çok iyiydi. Bir de tabii büyük çocuk olunca hep kendi kendine çözüm buluyorsun. En son anne ya da babana soruyorsun. Bir de biri eksikse sen zaten biri gibi oluyorsun. Annemi de aramadım. Kadın keyifle tatil yapsın diye.

Sabah erken kalkarım malum.

Kalktım. Bir sessizlik var.

Gözlerimde bozuk, gözlüğümü takmadan camdan bakıyorum bir beyazlık yansıyor. Perde mi diyorum, bir şey mi sermişler diyorum.

Gözlükleri bir taktım ki; kar. Ne seviniyorum. Bütün gün kar oynarız şimdi diyorum. Ama karnım da nasıl aç. Önce diyorum kahvaltılık bir şeyler alayım. Üzerimi giyindim hemen, aşağı indim, kapıyı açtım, açmamla birlikte bacak boyum kadar kar içeri düştü. “Başlarım yalnızlığına” dedim. Nasıl sinirlendim. Kar romantizmim kısa sürdü. Zaten geceden doluyum. Merdivenle aşağı inmem lazım, merdivenler yok. Temizlemeden mümkün değil yani.

İş başa düşüyor. Başlıyorum temizliğe, ben temizlerken saat oldu 9. Çünkü evi de temizlemek zorunda kaldım. Annem aradı. Panik olmuş. “İyiyim” diyorum ama ne iyisi. “Biz yarın geliriz” diyor. “Tamam” diyorum.

Derken sokağa çıkıyorum. Allah’ım o da ne? Göktürk’e giriş, çıkış yok. Hasdal kapanmış. Harika. O zamanlar büyük Migros İstanbul Caddesi üzerinde, en yakın orası. Bu kadar yer de yok. Marketten dönenler ekmek kalmamış, malzeme de gelmemiş diyor. Harika haberler akıyor.

Zaten sinirlerim bozulmuş.

Annemler nereye gelecek? Yarın geleceklermiş...” Yolda nasıl sinirleniyorum.

Göktürk’e giriş yok. Kuzenim yakın, arkadaşım var. Onları arıyorum. Bu sırada siteden çıkıyorum. O kadar komik ki, herkes kar takımlarını giymiş. Minik bir Uludağ gibi. Tüm günü kuzenimde geçiriyorum.

O gün ne arkadaş, ne kuzen en önemlisi bir hayat arkadaşı dedim.

O günden bu yana onu arıyorum.

Böyle senin bir bakışından seni anlayabilecek, arkadaş olabileceğin ama arandaki o saygının hep yaşadığı, senin sorunlarını anlayabilecek, hissedebilecek, evlenmek için değil gerçekten aile kurmak için birlikte olabilecek kişi.

Seni geliştirecek, sen onu geliştireceksin. Sevecek, sevildiğini iliklerine kadar hissedeceksin. Senin her haline hayran olacak, senin de ona hayran olacağın biri. Seni kamçılayacak biri, hayallerini destekleyecek biri, böyle geleneklerinizi anlayacak, ailenize saygı duyacak biri, neyi ne niyetle yaptığınızdan şüphe duymayacak biri…

Liste uzar gider.

O gece aslında içimden geçen seneler sonra birileri tarafından şöyle ifade edildi;

Ben bu insanla Yozgat’ta bile yaşarım” diyeceğin insan.

Şimdilerde manifest diyorlar, ben o gün manifestin kralını yapmış olabilirim. Yozgat’ta bile yaşayabileceğim bir insanı türlü şekillerde diledim. Tüm gece. 777 mi demedim acaba?

Hatlar mı karıştı?

10 sene olmuş.

Şaka bir yana, şuna inanırım: “Geç olsun, güç olmasın.”

Allah bilir. Zamanı vardır.

Sevgiler

Sevgi Müge Keçeci

Yazıda #reklam yok.

Yorumlar Kıymetlidir…

Comments (

0

)