,

sıçış hikayesi?

Ortalama Okuma Süresi: 5 dakika

Son zamanlarda sık sık “Konuşanlar“ı izliyorum. İzlerken de düşünüyorum. Bana sorsalar ne anlatırım? “Anılar” başlığıyla yazıyorum.

Halka açılacak hayallerim çok masum, halka açılmayacak olanlara cevabım ise şu: “Mutluluk” kelimesi yerine “Fantezi” kelimesini koyun siz.

Sıçış hikayem çok.

Ama iki üç tanesi var ki, ben aklıma geldikçe bile çok gülüyorum.

Üniversite zamanlarım…

Benim çok kılım tüyüm yoktur. Ortaokul yıllarından o zaman dek annemle hep bir kuaför mücadelem vardı. Herkes ağdaya gidiyor, annem beni götürmüyor, kaş aldırıyorlar, beni götürmüyor. Sanıyorum ki o bir ritüel. Kılsızım ben. Cidden. Kaşlarım da keman, onlar da yok gibi. Şimdi tabii bakınca fotoğraflara “Ne yaptıracaktım acaba?” diyorum. Bıyıklarım da yoktu. Ben ne hikmetse o yıllara kadar bıyık muhabbetini pek duymamışım herhalde. Üniversitede çok duydum. Artık anneme sorma işi de yok.

Üniversitede bir gün bir arkadaşımdan çıktım, eve geleceğim. O sırada da aklıma arkadaşlarımın evde yaptığı bıyık muhabbeti geldi. Takıldı o bir yerden bana. Hiç unutmuyorum. Girdim mahallelerindeki kuaföre.

Ablaya dedim ki, “Bıyıklarımı alabilir misiniz?

Kadın baktı tuhaf tuhaf. Tabii dedi. Oturdum ışıklı bir masanın önünde bir koltuğa. Benim kuaförlerde çok komik anılarım vardır. Çok sıkıldığım için o anlarda kendime eğlenceler çıkarırım.

Neyse.

Kadın dedi ki, haklı olarak, “Bıyığın yok ama yine de istedin, biz bir tur geçelim.” Tamam dedim. Kadın dedi ki, “Dilini çıkar.

Çok netim ben. Böyle anlık komut alıyorum. Bir saniye için dedim ama ne alaka dilim diye. Kadın ne bilsin hiç bilmediğimi bu işleri.

Çaresiz kaldım ve ben koca kadına dil çıkardım.

O sırada da olur tabii, kuafördeki herkes bana bakıyormuş. Nasıl gülüyorlar. Size yemin ederim yarım saatte eve geldim, yol boyunca kendime güldüm. Ama ne gülmek. Aklıma geldikçe gülüyorum.

Eve geldim. Tabii kızardı dudaklarımın üzeri, annem baktı, “Ne yaptın sen?” dedi. “Bıyıklarımı aldırdım” diyorum ama gülmekten konuşamıyorum. “Ne oldu?” dedi. Anlattım. Şimdi evde böyle bıyık muhabbeti geçtiğinde annem bana bakıyor. Çünkü güzel sıçıştı.

Devam ediyorum.

İkinci sıçış.

Geldikçe aklıma, yazarım buradan. Gülersiniz. Ben hep söylüyorum ama beni bir kameranın sürekli çekmesi lazım. Çok eğlenirsiniz.

24 ya da 25 yaşlarındayım. Okul bitti, işe girdim. Artık yoluna sokmam gereken iş, ilişkiler. Sevgilim olsun istiyorum ama herkesi de istemiyorum. O sıralarda da üzerime geliniyor. Ne frijitliğim kaldı, ne lezbiyenliğim. Değilim diyorum anlatamıyorum. Sorular beni o kadar yordu ki, herkesle olamayacağım teorimi anlatamıyorum. Seçiciyim.

Neyse.

O dönemlerde de bu bilet satın aldığımız websiteleri çok popüler, herkes etkinlikten etkinliğe koşuyor. Benim öyle çok merakım da yok. Yani tabii gidiyorum ama kovalamıyorum, hele öyle kişisel gelişim alanlarında hiç yokum, kitapları tercih ediyorum.

Kendimi her anlamda sorguluyorum yani. Hep eksikmişim gibi hissediyorum. Bir de işim İstanbul tanıtımıyla alakalı olduğundan etkinliklere de hakim olmam lazım. Bir gün bilet sitesine bakarken, karşıma bir etkinlik çıktı.

“Doğru İnsan, Gerçek İlişki” sanırım. Yanlış olmasın. Aret Vartanyan veriyor semineri. Duyduğumda bir isim. Güvenilir benim için. Hemen aldım bileti.

Hafta içi bir akşam saat 8 ya da 9 suları olacak. Anneme söylemiyorum ama işim var diyorum. Seminer ya, topuklu ayakkabılarım, ben akşamın bir vakti gitmeyi çok sevmediğim Taksim’e gideceğiz. Mısır Apartmanı’ndaymış. Çok severim. Daha önce de hiç içine girme fırsatım olmamıştı. En azından binayı görürüm diyorum. Önce bir şeyler yiyorum.

Diyorum ya, ben kendi kendime gerçekten güzel zaman geçiririm. Bina nasıl güzel ışıklandırılmış. İçeri girdim, en üst kat. Nasıl güzel apartman anlatamam. Yani dedikleri kadar güzel. Çıktım. Çok büyük bir daireye girdim. Koridoru da çok şık. Zaten dairelerin içi inanılmaz.

Öyle apartmanda kötü daire olur mu?

Olmaz. Böyle 30-40 kişilik büyük bir salona girdim. Kocaman bir alan ama çok şık. Ben binadayım yani. Daha etkinliğe odaklanamadım. Bir baktım girdiğimiz kapının dışında bir kapı daha var arka sıralarda. Hemen arkaya geçtim. Olur da beğenmezsem kaçış olsun diye.

Yemin ederim hatırladıkça gülüyorum. Bir de bir arkadaşımız var, Aret Bey’i çok övdü. “Tamam” dedim. Güzel sonuçlar alacağım.

Oturdum bekliyoruz. Salonun yaş ortalamasını ben düşürdüm.

İkinci Bahar dizi seti gibi. Herkes 40 ve üzeri gibi. Bir an dedim ne işim var burada. Kendimi de başladım avutmaya, “Benim ruhum olgun, zaten yaşıtlarımla barınamadım” filan. Aret Bey geldi. Kendini anlattı. Hatırladığım kadarıyla söylediklerini yazıyorum. Tam hatırlamam mümkün değil.

Hatam varsa, kendisi ya da giden biri de varsa bu konuşmaya denk geldiyse düzeltirse eğer sevinirim.

Şimdi bu seminer çok konuşuluyor. Çok yoğun talep var ama burada olan burada kalıyor. Bize söz vermeniz lazım buradan çıktıktan sonra kimse bir şey anlatmayacak.

Bana söylenecek şey değil bu. Hafiften ben yerimde oynamaya başladım zaten.

Burada olanları her seminerde bulamazsınız. Çokta kalabalık gelmişsiniz. Mecbur elemeyle ilerleyeceğiz, belki de uzun sürecek. Varsa tanıdıklarınız haber verin.

Bayılacağım ama. O an annemin tüm suçlamaları zihnimde dönüyor.

Sen niye hep böyle tuhaf şeyler yapıyorsun?“,

Akşam vakti Taksim’de ne işin var?

Annem kadar ben de kendimi suçluyorum. Acaba diyorum adam ne yapacak. Bir de seminerde görevli kişilerden biri arka kapıyı kitledi mi. Varya koşarak kaçacağım. Herkeste pür dikkat dinliyor. Kimsede kıpırdanma yok. Adam demez mi?

Şimdi o zaman birkaç kişiyi sahneye almakla başlayalım. Alacağımız arkadaşları hipnoz etmek zorundayız. Bu hipnoz sırasında biz size birkaç soru soracağız ve istediğimiz cevapları alacağız zaten. Derinlerde bir yerde ilişki deneyimlerde sıkıntılar olabilir.

İçerikli konuşmayı yaptı. Ben bembeyazım ama. İnsanlar nasıl dinliyor. Kimse de gülmüyor. Bu etkinlik hakkında kimseye de bir şey sormadım. Kendi kendime iş becerdin diyorum. Millete ben bilinçaltımı neden açacağım diyorum. Zaten psikoloğa gidiyorum, benim burada ne işim var diyorum. Diyorum da diyorum. Millet razı yani. Kimse ses yok. Ama bir buz kesti.

Biri dedi ki, “eğer çözecekse alın beni.” Ben neredeyim sorusu o an netleşti.

Yerimden kalkar gibi oldum. Tekrar konuştu. “O kadar mı problemli?” deyip güldü. Rahatladım. Ama hipnoza açıklık gelmedi. Sorularınız var mı dedi. Başladı herkes sormaya. Nasıl içim sıkıldı. Yani hipnoza bir sorun yok, herkes tamam bu işe. Kimse sorgulamıyor. Oturdum dinliyorum.

Yani planım şu: Hipnoza başladığı an kişisel gelişime başlarım, koşarak çıkacağım salondan. Öyle bir kaçış planım var. Sorular soruldu, detaylar anlatıldı.

En son Aret Bey dedi ki,

Olur mu arkadaşlar öyle bir şey. Şaka. Böyle bir şey yapılır mı?

Varya. Hayatımda bu kadar rahatladığım başka bir an daha hatırlamıyorum. Şimdilik bunlar. Çok var. Aklıma geldikçe yazarım.

Neşeniz daim olsun,

Sevgiler,

Sevgi Müge Keçeci

Yorumlar Kıymetlidir…

Comments (

0

)