Ortalama Okuma Süresi: 10 dakika
“İlimsizlik, bilgisizlik yüzünden,
Cehalet hortlayıp çıkar mı, çıkar.
Sevgisizlik, saygısızlık yüzünden,
İnsan insandan bıkar mı, bıkar.”
Neşet Ertaş
Bu türküler bundan var işte. Sevgi de, saygı da önce kendini anlamak ve özümsemekten geçer. Kendini, köklerini özümsemiş ve benimsemiş insan kendini sayar, sonra çevresini, sonra da içinde bulunduğu toplumu.
Siz kimsiniz?
Irkçılık değil. Yazacaklarımın bununla uzaktan yakından alakası yok. Kim olduğunu ve nereden geldiğini bilirsen eğer kendini daha iyi kabul edersin. Bazı özelliklerinin, bazı isteklerinin nereden geldiğini daha kolay kabullenirsin.
Sanırım 5 ya da 6 yaşımdaydım, ailede ata binen yok ama benim bir at sevdam var. Nereden geliyor bilmiyorum. O zamanlar evde evcil hayvanı olan yok, ben hayvanlara çok düşkünüm. Hatta aile büyüklerine göre beslenmesi de günah. Annem çok korkar. Babam korkmaz ama dokunmaz da. Benim ise at ve köpek görünce içim akıyor. O sevgi köklerde. Anlatacağım.
Deneye çok meraklıyım. Karışımlar benim işim. Annemden gizli gizli karışımlar yapıyorum. Ailede Cumhuriyet’in ilk kadın doktorlarından biri var. Sporda çok yetenekliyim, dayım futbolcuydu. Müzik kulağım çok iyi, ritim duygum çok kuvvetli. Annem ve dayım kulaktan enstrüman çalıyor. Güzel resim yaparım, özel yetenek sınavlarını da geçtim. Onlar da anne tarafımdan. Ticaret kafam var, emlak işine çok yatkınım. Ailede herkes başarılı bir girişimci ve ticari hayatı başarılarla dolu insanlar var. İnançlı yanım çok kuvvetli bir yanımda onu dengede tutmaya çalışıyor. Ailemin her iki tarafının bir tarafı çok modern, bir tarafı çok mütedeyyin.
Kendimi hep kendimi anlamaya adadım. Hayattan ne beklediğimi, nasıl bir hayat yaşamak istediğimi çözmeye çalıştım. Kendimi kabullenmem uzun sürdü. Ben böyleyim.
Pandemiye kadar çok zor zamanlardı. Hatta bu zor zamanlar 2002 krizi ile başladı ve biz çok ailesel problemlerle uğraştık. Pandemiden sonra kendime döndüm. Kendime odaklandım. Müge’yi dilediği gibi yaşatmaya karar verdim. Bu sırada da köklere döndüm. Bazı şeyleri neden çok sevdiğimi sorguladım.
Kökler önemlidir, seni hayata bağlar ama köklerinden aldığın bir karışımda vardır bir de onunla ne yapabildiğin. Şöyle hamur hazırlarsın, o hamurla mantı da yapılır, ekmekte yapılır, poğaça da yapılır yani aşağı yukarı aynı malzemelerle birçok farklı lezzet ortaya çıkar, çıkabilir. Benim sorunum ise çok yönlü olmamdı.
Zekamın hep çok farkındaydım ama salt zeka ile ilerlemek benim işim pek olmadı. Ona çok güvendiğim için, o zaten çalışıyor. 10.000 saat kuralı için zor zamanlarımda dahi diğerlerine daha çok odaklandım.
Pandemi sonrası ise köklere dönüş başladı. Bazı insanlara bakarsın, ailesinden birine benzer. Ben kimseye benzemiyorum. Ne tam o, ne tam bu diyebiliyorum. Çocukluktan bu yana, kendimde farkındayım hep ailemde görmediğim hatta kimsede görmediğim tuhaf isteklerim var. Hiç unutmuyorum, beni spor okuluna yazdırdılar, o zaman yüzme popüler, basketbol popüler, voleybol, futbol. Ben tutturuyorum bir tenis, dedemle bir hafta sonu gezimizde ona rica minnet bir tenis raketi aldırıyorum. Apartmanın garajında duvarda tek başıma deli gibi tenis oynuyorum.
At zaten hep aklımın bir ucunda ama kiloluyum çok. Diyorlar ki binemezsin. Odamın duvarlarını boyuyorum. Annem piyano çalayım diye özeniyor, benim alakam hep başka yerlerde. Pandemide bolca düşündüm.
Tasavvufa çok düşkünüm. Mistik kitap ve hikayeleri çok seviyorum. Saraya girsem içim akıyor, köye gitsem içim akıyor. Sanki hepsinde yaşamış gibi benimsiyorum. Tezek kokusuna da bayılıyorum, sarayda varaklı mobilyalar arasında zaman geçirip kahvemi yudumlamaya da. Mesela biri sadece etnik desen sever, biri çok modern. Bende öyle olmuyor.
Herkesten bir şey almışım, o aldığım şeyler de açığa çıkmayı bekliyor gibi. Başladım sorgulara. Cevaplar bende değilmiş. Ama köklerdeymiş.
Yakaladığım her büyüğe, çok duymadığımız aile büyüklerini sormaya. Neler çıktı, neler.
Bildiğim bir şey var. Babam ve anneme kadar her iki tarafta saf ırk olarak gelmiş. Yani ırklar hiç karışmamış. Sürekli didikliyorum. Bu yazının da hayata geçişi, yakınlarda bir sabah bir yeri ziyaret etmemle başladı. Benim böyle tuhaf zamanlarda, tuhaf sorular sorma özelliğim vardır. Kendimi bazen, Edward’ın vampir olduğunu söylediği ve Bella’nın çok alakasız bir soru sorduğu sahnedeki Bella gibi hissediyorum.
Erken kalkarım sabah. Bundan bahsetmiştik. Bu cepte. Sabah çok erken ve gece çok geç çok algım açık olur. Tuhaf şeylere daha çok takılırım. Bu çocukluktan, hatta bebeklikten böyleymiş. Annemin dayısı ben daha bir yaşına gelmemişken anneme demiş ki; “Nil, bu insanlara ne kadar dikkatli bakıyor, nasıl süzüyor.” Öyleyimdir. Yakın arkadaşlarımda bilirler, detaylar çarpar bana. Süzerim, dalarım, odaklanırım. Yine bir sabah çok erken. Neredeyse fırının önünde açılmasını bekledim. İlk müşteriyim. Sabah yeni 7 olacak.
Konumuz Etrüskler.
Sabahın köründe bu konuya geliş sebebim ise; merak.
Ne olacaktı?
Meraklı olmak güzel şey. Her şey fırının arkasındaki kızın ismine takılmamla başladı. Hayatımda ilk kez gördüğüm bir isim ve şaşırdım. Önce gayrimüslim sandım. Kendimce teoriler üretmeye başladım. Hiç çekinmem sorarım, ardını arkasını da ararım yani. Önce nereli olduğunu öğrendim. Bir sonuca varamadım. Sonra anlamını sordum, anlattı. O da çok kesmedi. Arabaya bindim. Açlık filan umrumda değil. Açtım, baktım. İsim kökeni enteresandı. Çok tuhaf isimler gördüm ama bu ilkti. Mitolojiye ve oradan da Etrüsklere geldi mi konu? Hemen eve geldim. Araştırmalara devam. Konu aldı nerelere geldi. Sonra ailesinin koyduğu bu özel ismi takdir ettim.
Arabada isim kökenini araştırırken Etrüsklere ulaştım. Hiç tahmin edemeyeceğim kültürel bağlantılara rastladım. Okumaları bırakırım aşağıya detaylıca okursunuz.
“Geriye çeşitli sanat eserleri bırakmış olan Etrüsk’ler, İtalya’ya Anadolu’dan Lidya’dan geldikleri söylenir. Bu kavim Hititler’in bir kolu idi. Anadolu’ya yerleşmiş Kafkas asıllı bir ırk olduğu için Fransız dilbilimcisi, Georges Dumezil ise Çerkeslerin Wubıh boyu lehçesinin Hititçe ile aynı olduğunu kanıtlamıştır.”
Gelelim bana. Bir tarafım Çerkes. Kendi içimde, Gaziantep, Çerkeslik, Arnavutluk ve Boşnaklığı %25 oranında paylaşıyorum. Çünkü istisnasız hepsinin özelliklerini dibine kadar yaşıyorum. Kendi içimde bir kavram karmaşasıyım yani.
Ne oldu şimdi?
Babamın babaannesinin ismi; Hapa imiş. Hapa ise Hititlerde Nehir anlamını taşırmış. Anneannemler Çerkes. Yani aslında iki ırk birbirine benzer. Zaten Orta Asya Türk gelenekleri ile Çerkes gelenekleri ve yaşam tarzları, alışkanlıkları benzerdir. Ne çıktı? Yani anneannem ve babamın baba tarafı aslında birbirine yakın.
Gelelim annemin babasına ve babaanneme. Babaannemler Arnavut. Onlar da has Arnavut. Hatta onlara dair çok derin bir soyağacı da var. O soyağacına ve babaannemin annesinin anlattıklarına dayanarak ailedeki siyaset damarlarının nereden geldiği de belirli. Babaannemin ailesinin içinden 7 tren istasyonu geçen bir arazileri varmış. Bu araziler bugün Selanik’ten Arnavutluğa kadar çıkıyor. Ağalarmış. Hatta Atatürk’ün doğduğu yer de bu arazideymiş. Bu araziden çıkanlardan biri de eski milletvekillerinden… Daha da geri gidersek eğer kökleri İskender. Arnavut lider İskender Bey. İskender Kebap. Babaannemlerin akrabaları.
Gelelim annemin babasına…
Onlar Karadağ Podgoriçe’den. O da bu sene kuzenimin şehri ziyaretinde akrabaları bulmasıyla netleşti. Onlar da şehirdeki kalenin dört kapısından birini tutarlar. Yargı onların elindedir. Dedeler medrese mezunu.
Şimdi. Irk nedir? Kim kimdir? Irk var mıdır?
Bu soruların cevabını ararken kendi köklerine inmek, geçmişini araştırmak ne kadar önemli olduğunu anlıyorum. Benim gibi karmaşık bir geçmişe sahip olan biri için bu süreç hem çok zorlayıcı hem de çok keyifli. Kendimi bu kadar çok kültürün bir araya geldiği bir mozaik gibi görüyorum. Her bir parça, beni ben yapan bu karmaşık ve zengin yapının bir parçası.
Bu keşif yolculuğunda, sadece kendimi değil, aynı zamanda insanlığın ortak geçmişini de anlamaya çalışıyorum. Belki de bizler, sandığımızdan çok daha fazla birbirine bağlıyız. Belki de farklı kültürlerin bir araya gelmesi, yeni ve zengin bir medeniyet yaratır.
Irk vardır. Kafatasçılık değil bu. Irkın tabii ki bir tanımı vardır ama benim ırk tanımım bana ne kattığıdır. Bunları bildiğimde benden ne olur? Bana ne olur?
Şu olur: Çerkesler ve Orta Asya Türkleri çok iyi at binerler, yemekleri et ağırlıklıdır, geleneklerine çok bağlıdırlar, doğada yaşam sürerler, göçebe yaşam biçimine uygundurlar, dağlık alanlarda ve zorlu arazilerde yaşayabilirler, zorlu yaşam koşullarına adapte olabilirler, savaşçıdırlar, kararlıdırlar, kadınları güçlüdür, atletik yapıları vardır, geniş omuzludurlar. İşgalci değil, göçebedirler, yani sürekli yeni topraklar ararlar, şifacıdırlar. Liste uzayıp gider.
Boşnaklar ve Arnavutlar… Avrupalıdır. Modern hayata daha erken geçmişlerdir. Savaşçıdırlar, yerleşik düzene uygundurlar, inatçıdırlar, sanatsal yetenekleri yüksektir. Yerleşik düzende ve sürekli tehdit altında olmadıklarından kişisel faaliyetlere daha fazla zaman ayırabilirler. İşgalci değil, sınır korurlar. Bilimsel yaklaşıma yatkındırlar. Bu listede uzayıp gider.
Bunlar bir özet. Daha sayamadığımız neler vardır. Siz de yazın.
Bir arkadaşım zamanında benim için “Doğu ile Batı sentezi gibisin” demişti. Çok haklıydı çünkü gerçekten öyleydim. İki önceki nesile kadar hiç karışmamış, fakat sonrasında yine karışmamış.
Geçtiğimiz akşam tuhaf bir konu açıldı evde. Çerkezlerden. Çerkez ailelerin soyisimleri soylardan gelir. Her soyun da bir amblemi vardır. Bizimkilerin de var. Buraya tıklayarak öğrenebilirsiniz.
Başladık soyları sorgulamaya. Oradan konu nerelere geldi, iki saat bunu araştırdık. Bir yeni bilgi daha geldi. Anneannemin annesinin halasının Mısır’da toprakları varmış. Miras kalmış. Çerkezlermiş. Oturduk sorguladık, bunlar oraya nasıl geldi diye. Ben bilmiyordum mesela. Memlükler Çerkezmiş. Buraya tıklayın uzun uzun okuyun. O zaman Mısır gizemi de çözüldü. Sonra tanıdıklarımın soyisimleri geldi aklıma. İlkokul zamanlarında tabii o zaman bunlar çok konuşulmuyor. Birçok soyisminin nereden geldiğini anladım.
Bunları bilmekle yaşadığın topraklara saygın artar. Sahiplenirsin. Kendini hangisine ait hissediyorsan derseniz, hepsine.
Hepsiyim ben.
Hepsinden bir parçayım ama gerçekten bir sentezim.
Yörelerde belli.
Velhasılı kelam biz güzel karışmışız.
Ben kendimden razıyım. Kendimle de mutluyum.
Yaşanan coğrafya sana hem fiziksel özellikler, hem de coğrafyanın bulunduğu yere dair özellikler verir. At binmek böyle olmaz. Çünkü at binmek insan ırkının %90’ının aslında yetenekli olduğu bir alandır. Neden? Çünkü dedelerimizin babalarının birçoğu askere atlı gitmiş. Daha da öncesi ulaşım at. Ama ritim duygunu anlarsın, kaleminin kuvvetini anlarsın, spora kabiliyetini anlarsın.
Büyükleriniz hayattayken sorun. Bol bol. Öğrenin, öğrenin ki kendi yolunuz aydınlansın. Kendinizle barışın.
Hangi size daha ağırlık vermek ise sizin elinizde.
Siz hangi kökünüze bağlısınız?
Bir sonraki yazıda da başka bir hikaye var. Puduhepa’nın hikayesi.
Beklerim.
Sevgiler,
Sevgi Müge Keçeci
Okumalar
Etrüsklerle Adiğelerin Akrabalık Teorisi


Yorumlar Kıymetlidir…