Ortalama Okuma Süresi: 8 dakika
Halim tuhaf bir süredir.
Cesaretim kırık biraz. Ama yazacağım.
Cesur olmanın en zor hali, yazmak.
Bir kişi dahi okusa zor.
Halim: biri dokunsa saatlerce ağlayacak gibiyim.
Ağladım da.
En güçlü olmam, kapı gibi durmam gereken yerde zırıl zırıl ağladım.
Nutkum tutuldu.
Her sevgi büyük jestlerle olmaz. Her cesaret çokça korku barındırır, her ima aslında biraz da bizdendir.
Geçtiğimiz günlerde çok resmi bir dairede, biri birkaç sene öncesine dair bir soru sordu. Ağlamaktan konuşamadım.
Ama nasıl rahatladım. Kimse sormamıştı o güne kadar. Nasıl zor biliyor musunuz? Bazı şeylerle yüzleşmek, bazı şeyleri üstlenmek, bazı şeylerden kaçmak, bazı gerçekleri kabullenmek.
Böyle en hassas olduğun yerden vurulmak öyle bir şey ki, insan konuşamıyor bile. Allah kimseyi haklıyken, haksız duruma düşürmesin. İnsanın nutku tutuluyor.
Sanki her şey ben bir şeylerden kaçmayayım diye oluyormuş gibi hissettiriyor bazen. Kendimden belki de, ailemden belki de kaçıyorum. Kendimi olduğum gibi kabullenmekten belki de. Bilmiyorum.
Ama artık kaçamıyorum.
Çok okudum ben. Satır aralarında çok aradım kendimi. En çok kendimi pandemi sonrası buldum.
Ne olduğumu, hayata ne kattığımı, nasıl biri olduğumu kendime kanıtladım. Çabam bu değildi, bazı yaralar da böyle iyileşti.
Çok yalnızdım bir anda çok kalabalık oldum. Yalnızlığın erdemini bir kez daha anladım. Kimsenin ben kadar iyi niyetli olmadığını. Bazen de böyle gizli bir şey sanki gösterdi, çekti aldı beni oralardan.
Dedektife döndüm, iz bulmaya çalışıyorum.
Sanırım izleri buldum. Bazı şeyleri de doğru anladığımı düşünüyorum.
Ben sanırım beni sevenlerden kaçıyorum. Sevmeye, karşılıksız sevmeye o kadar adanmışım ki, biri beni sevdiğinde ne yapacağımı bilemiyorum.
Biri beni, benden iyi tanıyınca ne yapacağımı bilmiyorum. Korkuyorum sanırım.
En cesur ben çıkıyor, en sevimli ben çıkıyor, en teslimiyetçi ben çıkıyor.
Güveniyorum sanırım.
Birileri de o kadar yanlış sevmiş ki, senin için birilerinin bir şeyler yapması hele de sen sormadan, halinden anlayıp yapmasına o kadar alışmamışım ki, anlayamıyorum.
Birçokları o kadar “aslında anlıyorum” demiş ve anlamamış ki, mücadelemi ve beni anlayan biri görünce minik bir şok yaşıyor gibiyim.
Benim kendimce sorunlarım hiç sorun olmamış ki birileri için aslında, kendine dert eden ve bir şeyler yapmaya çalışan birini görünce sersemliyorum gibi.
Başka bir dilde bir cümle gibi.
Dilini hiç bilmediğim bir diyarda var olmak gibi.
Ama işte anlıyor insan parçaları birleştirince, bazı yaşananlar insanların yaraları olur ve o yaralar insanları bir araya getirir.
Kimisi yarasını görmez, görmek istemez, kimisi kapatır üzerini ve kimi ise inatla o yara üzerine çalışır. O yarayla barışır. Kendi gibi olanın elinden inatla tutmaya çalışır.
Sanırım o insanlar da birbirini buluyor bir yerlerde. Çünkü yaranın nasıl olduğunu bilen ve onu kendi kendine iyileştirmeye çalışan insan, bir diğerini tanır hemen gördüğü gibi.
Sanki seneler öncesinden bir şeylerle yüzleşirsin tekrar ama bu sefer daha iyi olur. O zamanki toyluk yoktur, o zamanki alıklık. Kararlarını daha anlamlı alabilirsin ve bir o kadar kontrolsüz.
Uyanık olduğumu sanardım ama değilmişim. Saflığım ve alıklığım ayrı bir seviyedeymiş. Beni gerçekten daha çok güzel kandırırlarmış. Birileri de ben kanmayayım diye ne mücadeleler veriyormuş. Böyle dan dan gerçekleri anlatmaya çalışıyormuş. Böyle hep sanki bir el beni kurtarıyormuş gibi.
Bazen sevmek böyledir işte, seni senden daha çok düşünen insanların senin için bir şeyler yapmaya çalışmasıdır. Ben çok yaparım ama biri bana yapınca anlayamadım.
Nedeni yok ki.
Sevgi işte.
Sevgi böyle.
Sen mutlu ol diye.
Sadece sana yardım etmek için.
Geç anladım ama sevilmek güzelmiş.
Çünkü aslında kural basit: sen mutlu oldukça, o da mutlu olur.
Sevgi budur.
Bravo Müge.
Kendine hoşgeldin.
Bazı gerçekleri kabullenmek, onlarla yüzleşmek, doğru bildiklerinin bir anda ters yüz olması insana bazen serseme çevirir. Kaçmak istersin, ne hissettirdiğinden değil, yüzleştiğinden.
Aldatılırsın, sevilmediğini kabullenmek zordur, sonra değer gördüğünü fark edersin kabul edemezsin. Zordur. Bir şeyler olur, anlamlandıramazsın, evrenin minik tesadüfleri dersin ama en büyük dersin tevafuk kelimesinin her yerde olduğudur.
Ama insan olmak güzeldir, bunları deneyimlemek güzeldir.
Öyle kısa yazılmazdı bu yazı. X’te yazacaktım, yazdım sildim. Uzun çünkü.
Beni mutlu etti. Anlıyorum. Anlayamıyorum. Ama mutlu etti.
Güvenim çok kırık benim.
Her umut meşalem, umutsuzlukla söndürüldü.
Her dürüstlük meşalem, yalanla söndürüldü.
Görülmedim değil, çok görüldüm ama benim umutlu oluşum, konuştuklarımın arkasında oluşum, mutlu oluşum, inançlı oluşum, sevişim hep alındı ama altında hep bir anlam arandı. Hep bir çıkar. Hep daha fazlası istendi. Yetemedim ben çok. Yanlış çevre işte.
Öyle insanlar oldu ki, kendimden şüphe duydum. Çok boşluğuma geldi.
Kendimden şüphe duydukça daha çok kaçtım. Kaçtıkça daha çok kayboldum.
Bir de dik başlı oluşum var tabii, biraz da asilik. Onlara hala garanti veremem. Onlar hep olur gibi.
Ama amaçsızca değil. Durup dururken değil.
Neyse. O başka yazının konusu olsun.
Ve hep daha fazlasını yaptıkça, standart bu belirlendi ve hep az geldi, en çoklar.
En yakınlarımdan dahi yaralıyım ben. Çaresizliğin en yüksek mertebesini onlardan gördüğüm için belki de sevilmeye teslim olamıyorum. Çok sevenlerin de çok erken gittiğini bildiğim için belki de bu kaçışlarım. Bilmiyorum.
Ama ben olacağım.
Daha sevgi dolu,
Daha umutlu,
Daha eğlenceli,
Daha anaç,
Daha cesur,
Daha sakin,
Kendim için. Kendi ruhum için.
Siz de olun. Kendiniz için.
Kiminin de kalemi işte iyileştiriyor. Sanırım benimki de o hesap. Herkesin doktorluğu başka. Ama doğru, insan en çok kendinin doktorudur. Kendini iyi edebilen, herkesi iyi edebilir. Belki de bu nedenle hep iyi geldim ve geliyorum insanlara.
Bugün bir hanımın benim hakkımda bir tespitini duydum. Gözlerim doldu. Benim aslında hiç gösterdiğimi düşünmediğim ve kendimi çokça zaman yetersiz hissettiğim bir yönümle ilgiliydi. Tek bir cümle uyandırdı. Bazen sen bir şeyler yaparsın sakin sakin kimse görmez sanırsın, en sen halindir ama birileri görür ve o senin aslında iyiliğin takdirine inancını taze tutar. Ne bir söz söylemişsindir, ne yüzlerce kelime sarf etmişsindir, sadece bir şey yapmışsındır.
Aslında onun söyledikleriyle biraz da uyandım. Yeterliydim.
Olduğum gibi güzeldim. Kendimi sayfalarca açıklamama gerek yoktu. Anlayan bir bakışından da anlıyormuş.
Bunları duymak, bu takdiri duymak hiçbir zaman egomu okşamadı aksine utandırdı ve şaşırttı. O halimi görmesi beni güçsüz kılmaz, utandırır. Kimse yokmuş gibi dans edebiliyorum belki ama kimse yokmuş gibi iyilik yapamıyorum. Aslında dolu dolu yapmalı.
Belki de iyilik çok incitildiği içindir, gizli gizli yapmaya çabalamam. İyi olma hali insanın en hassas noktasıdır, belki de o kırılmasın diye, ona zarar verecek insanların olmadığına hala inanmak istediğim içindir saklamam. Bilemem.
Korkmamalı aslında.
Ayan beyan yapmalı iyiliği.
Bazı insanlar, sadece bazı yerlerde olarak bile iyileştirir aslında. Sanırım ben de onlardan biriyim. Maşallah güzel bir şey. Seviyorum kendimi.
Doktor olsam, hastam çok olurmuş. Şaka. Bu noktaya kadar bence biraz hüzünlendiniz, havayı dağıttım.
Kendime ilaç olmak için açtım bu blogu. Artık kendim için bir şeyler yazmak için. Çok kendimden şeyler yazmak için. Belki de dünyanın gidişatına olan huzursuzluğum en gerçek beni çıkarıyor ortaya bilmiyorum.
Doğru mu anlıyorum bilmiyorum, artık ne anladığımı da bilmiyorum. Sanırım biraz da kontrolü bırakıp güvenmem lazım. Belki de ön ismimi kullanmaya başlamamın nedeni de budur. Bazı kelimelerle barışmak. Kabul etmek. Almaya açmak. İnsanların bana “Sevgi” demesine açmak.
Babaannemin adıydı; Sevgi. O biraz bencil bir insandı, biraz kıskançtı, biraz tatminsiz… Allah rahmet eylesin, yattığı yerde huzurlu olsun. O da öyleydi.
İşte, belki de o yüzden herkes kendi ismiyle yaşamalı.
Ya da belki de bu ismin de bana konmasının bir anlamı vardır. Her “Sevgi” aynı değildir’i önce kendime sonra başkalarına kanıtlamak için.
Evet, gerçekten onun gibi değilim. Öyle olmak istemediğim için değil, mizacım öyle değil.
Belki onu affetmek içindir bu isim.
Belki de onların isimlerini en güzel haliyle yansıtmamız için konulmuştur.
Bu “Sevgi” de böyledir.
Belki de çok başkadır…
Herkesi sevdiğim kadar, sevilmeye açmak.
Güzel sürprizler güzel.
Güzel insanlar hâlâ var.
İyi ki var.
Bazı öğretmenler iyi ki var.
Seni tüm duvarlarına rağmen sevenler hala var demek ki.
Sevilmeyi kabul ediyorum.
Sevgi Müge Keçeci olmayı.
Bu kısım da kızlara gelsin. Kızlar sakın ama sakın şüphe duymayın. Öncelik olmadığınız hiçbir yerde olmayın. Değer görmediğiniz bir yerde bir dakika durmayın. Aşk değil, öncelik vicdan olsun. Vicdanı olmadığını gördüğünüz bir insanda bir dakika olmayın. Para da kazanın, çalışın da ama bu sizin için olsun, birilerinin önüne geçmek için değil kendiniz için. Şunu hiç unutmayın doğru kişi sizin en iyisini hakettiğinizi her gün size hatırlatacak bir şekilde. Bunu bir şekilde size hissettirecek. Sizi cesaretlendirecek, ürkütmeden, korkutacak bazen yerinizden oynamanız için yalnız olmadığınızı hissettirecek, anlatacak ve siz anlayana kadar da çabalayacak. Öyle kelebek filan değil anlamlandıramadığınız bir güç ve korunma hissi gelecek. Kim olduğunuzu hissedeceksiniz. Şimdilik anladıklarım bunlar.
Sevgiler,
Sevgi Müge Keçeci


Yorumlar Kıymetlidir…