kadın sürücüler.

Ortalama Okuma Süresi: 9 dakika

Artık şu lafı haketmeyelim: “Kadın işte!

Yazmak zorundayım. İki, üç saat önce. Orman yolu. Önümüzde bir araç, biz ise normal hızımızda gidiyoruz. Durup durup fren yapıyor. “Tamam bilmiyor” dedik.

Sonra baktık, yolu ortalayarak gidiyor “Alkollü mü?” diye düşündük.

Sonra bir anda başka sokaklara sapmaya kalktı, yine çok şükür sinyal yok. Bu arada fren ışıkları da yanmıyor. En son korna çaldık, farkımıza vardı. O ana kadar bizim farkımızda bile değildi. Farkımızda olması da bir şey değiştirmedi, orası ayrı.

Annem arkadan “Dikkatli gidin, bir şey var” diyor. Dikkat değil, gitmememiz lazım.

Bir güvenlik gördü, tak diye yolda durdu. Yine korna çaldık. Böyle dur kalklı gidiyoruz. Rahat rahat. Yol bizim çünkü.

En son güvenliğe geldik, geniş bir alan. Yine yolun ortasında durduk. Bir anda. Arkasından çıktık, yanından geçerken camı açmış bekliyor. Haklı çünkü. Öyle düşünüyor. Nasıl bağırmak.

Arabada bebek var. Niye kornaya basıyorsunuz?” diyor. Bu, trafik kurallarını ihlal etmek için bir mazeret değil. Kaldı ki, bebek varsa eğer bir anne olarak daha temkinli olmak zorunda. Bana diyor ki “Sen dikkat edeceksin“.

Tabii, ben niyet okuyacağım. İşim ve mesuliyetim bu. Ama o okumayacak. Ben sorumluyum bundan. Ne güzel.

Otobanda da dur o zaman” diyorum, “Otobanda durulmaz” diyor “Yolda durulur yani” diyorum. Bakıyor. Bu da yeni bir kural. Ben gerçekten başkaları adına da önlem almaktan çok yoruldum.

Arabada kim olursa olsun bu bir mazeret değil, tek olduğunda da bunları yapamazsın. Sağa çekilecek bir sürü yer vardı, çek bekle, yol ver, o da yok. Biz bekleyeceğiz yani. At binerken de aynısı, kaldırımda yürürken de aynısı. Pat diye duruyorlar. Gelen var mı, yok mu? Biz bazı faniler bunu hissetmek zorundayız ama.

Sonra kurallara uyunca ne oluyor anlatayım size. Üç sene önce, arabayı yeni almışım. Çok iyi araba kullanılırım, erkek gibi derler, sevmem ama öyleyimdir. Çok seriyimdir, kurallara da istisnasız uyarım. Yol boşsa da dururum. Öyleli yani.

Takip mesafesi konusunda özellikle de hassasımdır. Önümde iki araç var, gidiyoruz. En öndeki yayaya yol vermek için durdu, önümdeki de durdu, ben de durdum, bilin bakalım ne oldu?

Arkadaki duramadı.

Ağabey geldi yapıştırdı. Saniyelik şeyler bu işler. Öndeki arabalar durur vaziyette olduğu için araba kendini kitledi gitmiyor. Adamın çarpacağını da gördüm, çaresiz çarpmasını bekledim. Şaka değil bu işler. Beş dakika kendime gelemedim. İn arabadan anlat, “çocuk var” de. Olan oldu artık. Geçmiş olsun.

Bir saatten fazla süre arabaları ayıramadık. Polis ağabeyler gülmeye başladı. Çözüm arıyoruz. En son polis ağabeylerden biri “Vinç mi çağırsak?” dedi. Çıkmıyor, arabalar ayrılmıyor. Arabaları kaldıramıyoruz.

Sinirden bir saat sonunda hepimiz gülüyoruz. İnsanlar anlamıyor tabii. Göktürk’ten Kemerburgaz’a olan kemerlerin başından, Kemerburgaz’ın orta yerine kadar trafiği kitledim. Biz polissiz halledecektik, tutanağımızı tutup ayrılacaktık. Birisi polis göndermiş sağ olsun ama gelse ne olacak ki?

Kaldık öyle. Hepimiz birbirimize bakıyoruz. Annem paniktir, annemi arayamıyorum. Kardeşim gelir ama gelse ne yapacak? Kırk dakika kadar sonra onları da aradım, “gelin” dedim ama nasıl gülüyorum.

Tanıdığımız bir ağabeyimi aradım, gelen gören şok. Hepimiz bakıyoruz. Ama bu sırada neler deniyoruz.

Arka arabanın lastiklerini indirdik, benimkileri şişiriyoruz, ben arabaya geçiyorum, sonuna kadar gazı köklüyorum. Polis ağabeyler motorlar gelmiş, arabalı ekip çağırsak seni önden çeksek diyorlar. Ne teoriler. Hepsini deniyoruz. Risk şurada, bir anda ayrılsa önümüzde de trafik var. Yani oradan kurtulup, bu defa ben ayrı bir kaza yapabilirim gibi düşünün. Çünkü bizi sollayan, kazanın olduğu şeride giriyor, girmek zorunda, neden? Çünkü orada kavşak var.

Her tarafı bilmem neli değnekli bir kaza.

Bir saati geçtik. Tutanak aşamasına daha gelemedik.

Tüm yolu kitledim, mağdur ettim dolaylı yoldan insanları, zaten kendimi kötü hissediyorum. Ağabeyin biri açmış camı, bağırıyor: “Tutanağınızı kenarda tutun“.

Ben kadınım ya, bak işte neler oluyor. Zaten moralim bozuk, “Gel ayır arabaları ağabey” dedim, “Git işine” dedi.

Bu işin hemcinsi de kalmadı artık.

İşte, bugünkü abla, bize bas bas bağırdı arabadan “Arabada bebek var” diye. Bize yaptıklarının yanı sıra abla oraya gelene kadar yolu ortaladı, karşıdan adam virajdan çıktı son anda farketti o ablayı, abla durdu, sonra ileride bir yerlerde tak diye bir sokağa girmeye kalktı, gelen giden var mı sorgulamak yok. Acemi belli ve bu daha tehlikeli. Ben bu üste çıkmaları pek sevmiyorum.

Kaldıramıyorum da yok öyle.

Biz hissedeceğiz ama. Duracağını, döneceğini, yol aradığını, acemi olduğunu. Araba markalarına sesleniyorum, bize gönderecekleri araçları arka aydınlatmalar olmadan göndersin, gerek yok çünkü. Hislerle olacaksa bu iş eğer, fiziki bir materyale de gerek yok. Boşa zahmet.

En son dedim ki, “Bir adam masumca yayaya yol verdi, kabak bana patladı“. Tüm yolu kitledik. Böyle kaç saat geçti,

Benim kazamda arabaları şöyle ayırdık, arka arabanın tüm lastiklerini indirdik, hepsini. O zaten bir zaman aldı. Bu sırada ben de arabada gaza basıyorum, kurtaracak yeterli ayar olduğunda kurtulacak. Adamın tüm lastikleri indi. Ben kenara çektim, ağabey kaldı. bu sefer de onun lastikleri şişirdik. Çünkü kenara çekeceğiz. Neyse iki saatlik bir sürede çözdük.

Ya abla işte sen kendi kendine istediğin gibi fren yaparsın, istediğin yerde durursun, biz de insanlık olsun diye senin arabanda bebek olmasını hisseder saygı gösteririz, arkadan biri gelir yapıştırır.

Ya benim arabamda da bebek varsa?

Tane tane anlatayım, bakın bunun riski ne biliyor musunuz? Ben kafama eseni yaparım, benden ötesi tufan yok. Sonra ne oluyor biliyor musunuz? Biz duruyoruz ama arkadan geleni de kontrol edemiyoruz. Biz seni kolluyoruz ama arkadan gelen de bize yapıştırıyor.

Bana yapılabilir ama. Ben bu zihniyete, kadın ya da erkek karşıyım. Ben nasıl çevreme duyarlıysam, araba kullanırken herkesi kontrol ediyorsam, yürürken insanlara nasıl saygılı davranıyorsam, herkes yapmak zorunda.

Geçtiğimiz günlerde sokakta yürüyorum. Farkında olacağız. Ben evet tevazu göstermeyeceğim saygılıyımdır çevreme. Ukalalığım da budur. İnsanlık görevim bu benim, insanlara saygılı olmak.

Nasıl kalabalık yol. Yürüyorum. Geriden birkaç çocuğa sinir oldum. Ellerinde sigara üfleye üfleye geziyorlar. Arkadan gelen var mı? Yok mu? Rahatsız olur mu? Olmaz mı? Aman…

Bir mağazaya gireceğim, baktım yaşlıca bir teyze. O da girecek sandım. Kenarda yol vermek için durdum. Onu görünce kadın da durdu. Böyle iki üç saniye konuşamadı. O konuşamayınca ben de korktum bir şey oldu sandım.

İyi misiniz?

Suratıma bakıyor. Ben konuşma ihtiyacı hissettim. Korkuttum mu dedim, bir şey mi yaptım kadına yanlışlıkla dedim, bakıyorum.

Siz bu tarafa gelince, mağazaya gireceksiniz sandım, yol vermek için çekildim” dedim.

Kadın ağlayacak karşımda.

Yavrum, anladım anladım. Şaşırdım. Senin gibi gençler kaldı mı? Sokağın ortasında suratıma sigara dumanı üflüyorlar, bronşitim var. Sen de böyle yol verince çok duygulandım, inanamadım” dedi.

Kadın nasıl mahçup. Konuştukça konuşuyor.

Kaldı teyze, varlar, bak ben varım, bir tanesini gördün” dedim.

“Evine gidince seni yetiştiren anne, babanın elinden öp. Benim için teşekkür et” dedi.

Böyle gördüm.

Elektrik ziyan edilmez devlet malıdır günahtır, gezerek yemek yenmez kırıntı düşer günahtır, yatakta yemek yenmez ayıptır, insan hakkına girilmez günahtır, yardıma muhtaç olana yardım edilir, büyüklerine saygılı olacaksın insan olmaktır.

Açıklaması ister günah olsun, ister yasak. Bunlar için değil, kendi sağlığımız ve refahımız için bunları yapmak zorundayız. Mecburuz.

Böyle büyüttüler bizi.

Kadın haklı. Dönüş yolu boyunca düşündüm. Sigaradan şikayet ederken, al işte çıktı karşıma kadın anlatıyor. Rahatsız.

Biz neden böyle olduk?

Ama bir yerde de benim damarıma basılınca hele bir de haksızlarsa orada iş değişir.

Ben kadınlar destekleyip, sahip çıkmaya çalıştıkça, evren sanki “nau nau” diyor gibi. Kadınlar hayatın içinde olsun diye çabaladıkça en çok darbeyi onlardan yiyorum. Mükemmel olmak zorunda değiliz ama yaptığımız her ne ise sorumluluğunu almak zorundayız.

Yok öyle.

Bir özür, bir mağduriyet? Yok. “Kusura bakmayın bilmiyorum” ya da “Hatalıydım” yok. Acemiysen acemisin. Ben yapamıyorum mesela. Gerçekten hem araba kullanıp, hem telefonla konuşamam ya da başka bir şey yapmam. Yapamıyorum çünkü.

Gerek var mı risk alıp; hem kendi hayatımı, hem başkalarının hayatını riske atmaya? Yok.

Bazen su bile içmem dikkatim dağılıyor diye.

Ben sürekli kendimi geliştireceğim ama. Çocuğum yok ama bazı şeylerin sorumluluğu var artık üzerimde. Eskiden çocuklarla her şey konuşulmazdı, şimdi her şey konuşuluyor. Her şeyi soruyorlar, bazen neye nasıl cevap vermem gerektiğini bilmiyorum. Yürürken bir kitapçıda bir kitap gördüm, çocuklarla nasıl konuşmamız gerektiği anlatılıyor, aldım. Neden? Çünkü bana çocuk emanet ediliyor, yeğenim var, çocuğum olacak, arkadaşlarından duyacak. Cevap vermem gerekecek. Gerek var mı? Var. Bilmek zorundayım.

Bu benim bireysel sorumluluğum. Kendimi geliştirmek zorundayım, her konuda. Sosyal ortamlara giriyorum, çocuklar var. Benimle iletişim halindeler. Okuyorum.

Çünkü dikkatli olmamız gereken konular değişti, dünya değişti. Maruz kalıyorum, bir büyük ve yetişkin olmanın erdemi var. Onu taşımak zorundayım. Onları korumak ve kollamak için doğrusunu bilmeliyim.

Bugün abla daha biz bir şey demeden başladı bağırmaya. Bebek el kadar. Üzüldüm. Kendime de kızdım.

Ama kesinlikle haklı değil. Haksıza, haksız demiyoruz ya ondan oluyor.

Biliyorum neden böyle olduğunu da. Kadınların neden bu hale geldiğini de. Tespitlerime güveniyorum hiç şaşmıyor.

Ehliyet kursuna gittim. Yetenek filan değil, dikkatliyim çok. Sorumluluk duygum yüksek. Direksiyon eğitimi, on beş dakika sonra arabadan “Ben canımı yolda bulmadım” diyerek indim. O zaman düz vites sınavlar, dolayısıyla eğitim arabaları da düz vites, ablalar toplaşıp gelmiş, etkinlik gibi. Bir çay ve kısırımız eksik. Boş arazi ama eğimli ve aşağı kayabiliriz yani şaka değil. Kadın vitesi mi değiştirsin, frene mi bassın, direksiyonu mu kontrol etsin. Ne yapsın? Gülüyor. Eğitmen frene basın hanımefendi dedikçe gülüyor, hepsi.

Eğitmenin beti benzi attı. “Durdurun” diye bağırdım. Adam son anda kendi altındaki frenden durdurdu.

Ben iniyorum, canımı yolda bulmadım” dedim ve indim.

Bakın, herkes araba kullanmak zorunda değil. Yapamıyorsak zorlamayalım. Kimsenin hayatını riske atmayalım. Ya da öyle bir düzenleme olsun ki, farazi konuşuyorum bir sene her gün trafiksiz alanda araba kullanmayan kimse trafiğe çıkamasın. Ben de dahil, tüm sürücüler bu eğitim alanı her neresiyse, hepimizi senede bir gün alsınlar denetlesinler. Benim de ehliyetimi yenilemezlerse yenilemezler.

Ben sürekli canımı kollamak zorunda mıyım?

Hele ki trafik, bizim erkimizi gösterdiğimiz, kendimizi gösterdiğimiz bir alan değil. Komik bir insanım ama bazı şeylerin şakası yok gençler.

Anlık.

Kendinize dikkat edin.

Sevgiler,

Sevgi Müge Keçeci

Yorumlar Kıymetlidir…

Comments (

0

)