Evlenmekten…
Evlilik kurumundan değil.
Sadık kalmaktan değil.
Aile kuramayacağımdan değil.
İnsanlardan…
Gerçekten korkuyorum.
E malum yaş belli bir kıvama da geldi.
Bakışlardan ben anlıyorum, ne demek istendiğini. Sosyal ortama girdiğim andan itibaren gözler soruları soruyor zaten. O hiç umrumda olmaz. Kim ne düşünmüş, bu zamana kadar hiç umrumda olmadı, bundan sonra da olmaz.
Ben çok güvenli bir ailede büyüdüm. Söz senetti bizde. Öyleydi. Öyle öğrendim. Sonra sosyal hayata katıldım. Bir tokat, bir tane daha ve binlerce tokat yedim. Çok ağır geldi. Ailemin bana yaptığı en büyük kötülük belki de buydu; bunları yaşayacağımızı hiç anlatmadılar. Hiç bilmedik.
Kralların kızıydım. Krallar gitti.
Gidince sanki duvarlarım yıkıldı.
Ve ben yeniden inşa etmek zorunda kaldım.
Bunları son zamanlarda çok düşündüm. Bugün de güzel bir söze rastladım:
“Ben bu halime gelebilmek için yüzlerce kez öldüm. Elbette onu büyük bir kararlılıkla koruyacağım.”
O zamanlardan bu yana kendimi inşa ettim. Düştüm, kalktım, düştüm, kalktım. Hiç yapmaz dediklerim neler yaptı! Sonra “yok o şemaymış, yok bu şemaymış” derken bir gün biri bana “Bu sorumlulukları kim almanı istedi?” diye sordu. Soru çok doğruydu da, birçok kişi birçok şeyin sorumluluğunu alamazken benim sırtıma, kral gidince onca sorumluluk yüklendi.
Mecburdum. Hem o minik prensesi korumak, hem ailemi korumak hem de hayallerimi korumak ve geleceğimi inşa etme zorunluluğum vardı.
Birçoklarının şımarıklıkları bana kral varken de tuhaf gelirdi. Yapmama kızdıkları için değil, yapımdan algılayamazdım. Babam da dedem de öyle bir güven verirlerdi ki bilirdim bana hiçbir şey olmaz. Ben babamı aramadım kimsede, dedemi de. Ben güven aradım, sadakat aradım, sorumluluk duygusu aradım; karşısındakini küçük görmeyecek birini, sevdikçe ve sevildikçe o cesaretle bir olup dünyayı karşıma alabilecek birini aradım. Böyle zorda kalsam hiç düşünmeden elini taşın altına atabilecek olgunlukta birini aradım. Böyle bir bakışımdan ne demek istediğimi, niyetimi anlayabilecek birini aradım. Çünkü ben bu saydıklarımın hepsiydim.
Sonra zamanla birileriyle tanıştım ve o kadar yanıldım ki hepsinde! Hiçbiri söylediği kişiler değildi. Tam kandıracaklardı ki bir şeyler uyandırdı beni.
Yani uyanmasaydım prensesi çok öperlerdi! Şükür, öpülmeden uyandım.
Travma oldu mu?
Oldu.
Evlilik travması. Böyle biri evlilik dediği zaman ufak ufak uzaklaştığımı fark ettim. Bunlar olurken birileri de kendi hikâyelerini anlattı; evli arkadaşlarımı dinledim, sevgilisi olan arkadaşlarımı dinledim. Bu işten soğudukça soğudum.
Babaannem derdi ki: “Kapı kapandı mı, her evin senaryosu başka oynar.” Dinleyerek, gözlemleyerek gördüm. Gördükçe canım daha çok sıkıldı. Kendime döndüm. Kendime döndükçe uyanmamış olduğum başka şeylere de uyandım.
Şimdi şimdi inanıyorum. Öyle birileri var. İnanıyorum, evlilik korkutucu değil. Doğru insan olduğunda ne kendinden şüphe edersin ne niyetinden, ne yaptıklarından ne de söylediklerinden; hem kendinin hem onun.
Bahsettiğim düz insan değil, dürüst insan. Öyle “şu olmasın, bu olmasın” insanı da değil. Nasıl olursa olsun, karakterli insan olsun. En önemlisi bu. Senin içindeki savaşçıyı ortaya çıkarır, mücadeleni destekler, seni yetiştirenlere saygı duyar. Öylesini de gördüm çünkü.
Ben ağzımda lafı gevelemem. Oyunum yoktur. Hissettiğim ağzımdadır. Senelerce birçokları yüzünden kendimden hep şüphe ettiğimi fark ettim uyanma sürecinde.
Ne gereksiz!
Şey dediniz mi?
“Sen kimlerle zaman geçirdin?”
Ben çok dedim çünkü.
Tabii kaç sene sonra anneme açtım bu konuyu. Cevabı yapıştırdı:
“O karşına çıkınca öyle bir istersin ki evlenmek…”
Demek istediği aslında buydu. Kendimi onayladım yine.
Sevgiler,
Sevgi Müge Keçeci


Yorumlar Kıymetlidir…