Bu bir hobi. Öncelikle bunun altını çizelim.
Hobilerim genellikle işime dönüşür. Hobiyi işe dönüştürmek gibi bir özelliğim var. Çünkü neden olmasın?
İlk Müge yazı kaynaklarına 1998’de rastlayabilirsiniz. Önceleri kendimce şiirler yazardım. Keşke onları bulsam ve sizinle paylaşsam, ne eğlenirdik! Gözünüzden yaş gelirdi.
Sonra annem ve babamla tartıştıkça onlara duygularımı ifade eden yazılar yazmaya başladım. Hepsi beni çok desteklediler ve güzel yazdığımı söylediler.
Tabii ki Gaziantepliliğin ticari zekâsı bir şekilde pazarlama fikrine dönüşecekti. İlk dergimi ilkokulda hazırladım. Babam, geri dönüşümü kolay diye eve saman kâğıtları getirirdi. Ben onları ders çalışmak için müsvedde kâğıdı olması dışında her şey için kullandım. Çizimler, notlar, şiirler derken dergi… Çünkü neden olmasın?
O kâğıtlardan ilk dergimi hazırladım ve apartmandaki dairelere sattım. Resimler, çizimler, yazılar… Bir de “Mahalleden Notlar” adlı bir bölüm vardı. Hiç unutmuyorum, apartmanın bahçesinde çimlerde otururken hazırlamıştım. Yanımızda da en alt kattaki komşumuz Yasemin Abla ve Eli Abi’nin köpeği Goldie vardı. Okuyorlarsa hepsine selamlar!
“Mahalleden Haberler” köşesi efsaneydi. Yazdığım şeyler; bakkal abinin sakıza zam yapması, apartmanın bulunduğu yokuştaki çukur, apartmana gelen kömürün daire sakinlerine duyurusu… Bir de “Apartman görevlimiz Aycan Abi’nin size başka ne getirmesini istersiniz?” konseptli bir anket vardı.
Kafaya bak! Dokuz yaşımda uğraştığım şeylere…
İyi ki okula göndermişler. Beni okula göndermeselerdi zaten yerim sanayiydi bence. Girişimci ruh mutlaka cezalandırılır ya! Bana ne gülüyorlardı! Benim çok girişimcilik hikâyem var. Bunları bir ara size anlatırım; çok uzun. Çocukluktan beri girişiyorum ben, adeta bir girişim savaşçısıyım. Neyse…
Sattım tabii. Sağ olsunlar, o komik içeriği aldılar. Üzülmeyeyim diye… Tabii o zaman üzülmeyeyim diye aldıklarını düşünmüyorum çünkü kime gitsem “Ay ne güzel, aferin!” diyordu. Annem kızdı ve dergiye yasak geldi. “İnsanları böyle şeylerle rahatsız etme!” dedi. Banlandım. Ama babam nasıl gülüyor! “Ne yaptın, ne yaptın?” diyor. Anlatıyorum, gülüyor. O güldükçe annem daha çok kızıyor. Peki ben durdum mu? Hayır. Ücretsiz dağıttım.
Birçoğunun yaşı vardı. Beni torunları gibi görüyorlardı. Mutlu olayım diye de alıyorlardı işte.
Bakın, çocukken size nasıl davranıyorlarsa, nasıl bir yerde büyüyorsanız, büyüyünce o büyüklere dönüşüyorsunuz. Benimle her dairedeki komşumuz konuşurdu. Şimdi kendime bakıyorum. Aynı onlar gibiyim. Çevremdeki ve yaşadığımız yerdeki her çocukla görüşüyorum. Beni ve fikirlerimi görmüşlerdi, ben de çocukları görüyorum. Büyük olmayı büyüklerden öğreniyoruz.
Ben de bir cevherdim. Yaşadığım yerde de çok cevher var. Böyle yaza yakın çimler üzerinde ya da sosyal tesis civarında stantlar kurulmaya başlanıyor. O stantlarda, kendileri de içtikleri bardaklarda ya da simsiyah elleriyle limonata satan miniklerde, küçük Müge’yi görüyorum.
Sonra ortaokulda âşık oldum. Allah’ım, ne yazmak!
Ne günlükler bitti! Lise sonda ilk blogumu açtım. 2007. Sonra lisede bir daha âşık oldum. Yine ne yazılar, ne günlükler! Sonra üniversiteye girdim. Bölümde bol yazmalı dersler vardı: Uluslararası İlişkiler. Sınavlar en az on sayfa. Yaz Müge, yaz! Şimdi dönüp okudukça ne gülüyorum!
Yani 2007’de bir başladım, bir daha hiç bitmedi. Hep yazdım. 2021 ve 2024 arası bir ara verdim. Yazdım ama paylaşmadım.
Başta kendimi ifade etmek sandım ama değil. Ben kâğıt kalem görünce yazıyorum ya da çiziyorum. Kalemim de kuvvetlidir, çizimim de. Kas gibi düşünün; yaptıkça gelişiyor.
1998’den bu yana aileme yazılar yazıyorum. 2007’den bugüne blog yazıyorum. On sekiz sene olmuş. Yazmak için yaşamıyorum. Böyle bir şeyler yazmam için içimden bir dürtü geliyor. Yirminci yılımda gösterişli bir plaket bekliyorum 🙂 Şaka. Öyle bir beklentim yok. Her şakanın altında bir gerçeklik payı vardır. Bende yok. İma etmem, beklesem söylerdim:)
Belki birilerine iyi geliyorumdur, belki birilerine destek oluyorumdur, yalnız olmadıklarını hissettiriyorumdur, belki hiç bilmedikleri bir yerlerine dokunup iyileştiriyorumdur. Yazmak ve yazdıkça iyileşmek vardır. Yazdıkça iyileştirmek vardır. Kendine merhem olurken başkasının yarasına da merhem olursun. Haddime değil ama bir nevi doktorluk gibidir. Kendini bildikçe, kendini tanıdıkça daha iyi yazarsın. Daha doğru yerlere dokunursun.
Sevgiler,
Sevgi Müge Keçeci


Yorumlar Kıymetlidir…