Ruh eşimden.
Şaka.
Ruh eşimden kaçmıyorum. Sözlükte okuduğum “Ruh eşimizle ne zaman karşılaşacağız?” konulu başlık komik geldi.
Düşünsenize, biri karşınıza geliyor ve üzerinde bir yerde “ruh eşin” yazıyor. Çok iyi olmaz mı?
Buradan hareketle kendimi başka bir şey düşünürken buldum.
Bu aralar kendimi bir şeylerden kaçıyormuş gibi hissediyorum. Ne olduğunu anlamlandıramıyorum.
Belki de evlilikten. Bir ara bir tweet vardı, hatırladıkça çok gülerdim, aradım sizin için buldum: “Arkadaşlar, çok tehlikeli yaşlardayız; biriyle konuşmaya başladın mı olay evliliğe kadar gidebiliyor. Herkes kendine çok dikkat etsin.“
Birkaç zamandır bu evlilik işine takıldım ben. Takıldım derken evliliğe değil, evlenmeye takıldım yani. Takıldığım, böyle evlilik konuşulduğu an herhangi bir ortamda istemsizce o ortamdan uzaklaştığımı fark ettim.
Neden olduğunu bulamıyorum.
Evliliğin çok kutsal ve güzel bir şey olduğuna inanırım. Öyle süslü evlilik hayallerim de olmadı, onu düşündürecek biri de. Olsa yine de çok hayal kurar mıydım, bilmiyorum.
Gün geçtikçe daha fazla mutsuz evlilik, tuhaf evlilik hikâyeleri dinledikçe olumsuz mu etkileniyorum diyorum? O da hayır. Bundan da eminim. Hâlâ dışarıda bir yerlerde düzgün insanlar olduğuna inanıyorum. Çünkü mutlu hikâyeler de görüyorum. O da değil.
Düğün videoları izliyorum, kendimi hayal ediyorum, bir anda videoyu kapatıyorum. O videoları izleye izleye, öyle bir düğün olmak zorunda değil, buna kendimi hazırlamaya çalışıyorum. Bu fikrin beni boğmamasını engellemeye çalışıyorum.
Sanki kaç kez evlenmişim, ne olduğunu biliyor da ondan kaçıyor gibiyim.
Kendi evimizde öyle çok mutsuz evlilik görmedik. Evet, babaannem ve dedem huzursuz bir ikiliydi ama onların yanlış bir ikili olduğunu kabullendiğim yaş ondu. O konu da orada çözüldü.
Geçen gün anneme gittim. Böyle çözemeyince ona soruyorum. Çok gülüyor bana. “Nereden aklına geliyor böyle şeyler?” diyor ama geliyor işte.
“Ben böyle biri evlilikten konuşunca kaçıyorum.“
“Neden?“
“Bilmem, böyle evlilik konuşulunca çok rahatsız oluyorum.“
“Aa, o ne demek? Kendine niye böyle şeyler yüklüyorsun?“
“Yüklemiyorum, böyle huzursuz hissediyorum.“
“Hayatı paylaşmak çok güzel değil mi?“
“Evet.“
“Karşına çok güveneceğin biri çıkarsa hiç anlamadan evleniverirsin.“
Doğru. Sanırım anahtar kelime “güven“.
Güven. Sanırım insanlara güvenmekte çok zorlanıyorum diyorum, kendimi orada yokluyorum. Ben kendime takıntılıyımdır, bunu çözmezsem mutlu olamam. Kendimde neden bir kaçma eğilimi olduğunu çözersem daha huzurlu hissedecekmişim gibi geliyor. Biri var mı? Yok. Ama ben böyle kendimde, insanız hepimiz, herhangi bir şeyden kaçtığımı hissedersem üzerine giderim. Anlamaya çalışırım kendimi, anlarsam daha huzurlu olurum, birlikte zaman geçirdiğim insanlara da iyi gelirim, yoksa aksi olurum, huzursuz olurum.
Böyle kararlar ciddi gelir bana hayatta. Şimdi görüyorum, “deneriz, olmadı boşanırız” lafları havada uçuşuyor. Boşanmayı kabullenirim, öyle bir korkum yok ama bir evliliğe de bu şekilde başlamak beni gerer.
Çok anlam yüklerim ben. Günümüzde çok içi boşalan bir kurum oldu ama olmamalı bence.
Kaldı ki evliliğe anlam da yüklenmeli. Aile kurmak, aile olmak önemli mevzular. Neyse.
Siz neden kaçıyorsunuz?
Var mı kaçtığınız bir şey?
Kaçtıklarımla yüzleştikçe, çok zor bir durum ama çok mutlu oluyorum. O korkuları ya da beni zorlayan konuları kendi içinde çözmek kadar rahatlatan nadir hislerden.
Siz de yapın. Bol bol.
Sevgiler,
Sevgi Müge Keçeci


Yorumlar Kıymetlidir…