Babamın bana kattığı en değişik özellik, “Dansım geldi!” der ve kalkar dans ederdi. Akşam bir anda, yüksek ses müzikle evde dans ederdik. Salon dans pisti olurdu ve bir anda herkesi dans pistine çağırırdı.
Tam bir DJ’di; şarkıları sonuna kadar dinlemezdi, ancak eğer atmosfer iyiyse sonuna kadar çalardı. Dedemle TRT müzik dinlerken, babamla 80’leri keşfediyordum. Sonra ne dinlediğin belli olur mu? Olmaz.
Annemin ilk çocuğu gibiydi. Hele bir de pazar akşamları yapardı. Bir yandan dans ederdim, bir yandan da akşam hiç bitmesin isterdim; çünkü bir sonraki gün okul vardı. Sonra özlemez misin babanı? Özlersin.
Neyse.
En belirgin özelliğim bu sanırım; zaten ne dinlediğim belli değil, güzel bir ritim buldum mu kalkıp dans ediyorum. Geçtiğimiz gün anneme küçükken, hatırlamadığım yaşlarda en sevdiğim şarkının hangisi olduğunu sordum. Cevap çok tatlıydı: “Sana ‘Yeke Yeke‘ açıyordu,” dedi.
Büyüdüm, babamı kaybettim. O dönem bu şarkı popülerdi ve tuhaf bir şekilde şarkı bana çok tanıdık geliyordu. Bu şarkıya aşinalığımı da bu şekilde anlamış oldum.
Ama ailenin genelinde bir müzik ve dans sevdası var. Dedem çok genç yaşlarda Güney Amerika’ya gidiyor, iş öğrenmeye. 1960’larda orada üç sene yaşıyor. Bana en büyük vasiyeti ise her buluştuğumuzda anlattığı Rio Karnavalı’ydı.
“Ne güzel dans ediyorlar!” diye anlatırdı. Tabii çocuksun, ne fotoğraf var ne bir görsel. İnternetle tanışınca anladım nasıl bir şey olduğunu. Şıkır şıkır elbiselerini, danslarını anlatırdı… Ölene kadar, her buluştuğumuzda, “Okulunu bitir, götüreceğim seni,” derdi. Olmadı.
“Oraya gittiğinde ise uzun kalacaksın ve dans dersi alacaksın,” derdi. Sabah dans hocalarımı görünce neler geldi aklıma… Dedem de babam da çok farklı insanlardı. Çok şükür onların çocuklarıyım.
Dedem tam bir Aslan erkeğiydi, babam ise ne tam bir Boğa ne tam bir İkizler. Geçiş gününde doğmuş ama daha çok Boğa’ya yakın bir adamdı. Evde içinden bambaşka bir canlı çıkıyordu. Çok kilolu da olduğum, çok çirkin olduğum dönemler de oldu.
Her kendimi kötü hissettiğimde onların desteğini hissettim. Güzel olmanın, bakımlı olmanın seçilmekten ziyade, bir rekabetten ziyade kendin için olduğunun her daim altını çizdiler. Tüm pandemi sürecinde her sabah makyaj yaparak başladım güne.
Her türlü zorluğa rağmen her gün dans ettim, yürüyüşe çıktım. Sanırım ailemin bana kattığı en güzel şey, kendinle kalıp kendi kendine eğlenebilmek. Sözüm de kızlara: Neşenize neşe katacak, yüzünüzü güldürecek olan, size hayran olan adamlarla olun.
Ben ailemdeki erkeklerin bana hayran hayran baktığı bir evde büyüdüm. Birbirimizle kavga da ettik, kızdık da ama egosuz büyümeyi öğrendik, hiçbir şeyi şahsi algılamamayı. Hele ki bu bir kız için çok önemli: Kendini ifade etmesi, sevildiğini hissetmesi.
Ve bir gün olsun biz de onlara saygıda kusur etmedik. Bu iş karşılıklı. Sevgi ve saygıyla anıyorum ikisini de…
İyi ki ilk tanıdığım erkekler sizlerdiniz. Her dans ettikçe onlar geliyor aklıma. Dedem güzel giydirirdi, kıyafetlerimi o seçerdi; parfüm babamdaydı.
Kızsal konular annemde; ne gördüysem aynısını yaptım kardeşlerime, çevreme. Sevgiyle büyümek, o sevgiyi koruyup nesilden nesile aktarabilmek ayrı bir şey. Babamı kaybettim ama erkeklere güvenimi kaybetmedim. Onun desteğini çok istedim, yanımda olmasını ama teslimiyet böyledir.
Aldıkları unutulur ama hissettirdikleri hiç unutulmaz. Onlar bugün yaşasalar dahi yüzlerini eğecek hiçbir şey yapmadım; çünkü onlar yaşarken dahi kendi doğrularım için onların karşısında durdum. Bunu da onlar öğretti.
O yüzden şimdi erkekli kadınlı insanlar birbirini rakip görüyor, ışıltın birilerini rahatsız ediyor ya, izin verme kimseye. Bu ne tipinle ilgili ne de başka bir şeyle. Annem de böyle bir kadındı, ailesinde erkeklerden çok değer görmüş bir kız çocuğu.
Hep söylerim, annem benden çok güzel ve bir yere gitsek, bakımlı ve makyajlı kesinlikle ona bakarlar çünkü maşallah güzel. Ama ben bu gerçekle çok sene önce barıştım. Onu da babamdan öğrendim. Annem babamı çok sevdi.
Yalan yok, babam “çirkin” bir adamdı ama çok başka bir “aurası” vardı. Karizmatikti. Özgüveni çok yüksekti. Maddi olarak çok zor geçirdiği günler de oldu ama hiçbir şeyin onu yıkmasına izin vermedi. Çok çocukken çözdüm. Annem babamla çok farklıydı ama ikisi de birbirine hayrandı.
Babam hızlı bir gençmiş; evlenince de devam etmiş. Annemle birlikte tüm bekar arkadaşlarına “Evlenin!” nasihati veren birine dönüşmüş. Yılların gece hayatı müdavimi adam, evlilik hayranı olmuş. Buradan da çok konu çıkar da…
Çünkü onlar görüntüden öte birbirlerine sevgiyle bağlıydılar. Ama doğruya doğru, babam annemi çok kıskandı. Tek asla çıkamazdı. Bunlar yaşandı. Ama dedem hep annemi cesaretlendirdi. Babamınki gençlikti. Yani diyeceğim o ki, çok güzel olmak değil, her şey sende.
Hem dedem hem babam, güzel, temiz giyindiğimizde ve bakımlı olduğumuzda ayrı bir gururlanırlardı. Rahmetliler çok düşkündü böyle şeylere. Dedemle bir kıyafet alırdık, bana kıyafet seçimi iki saat sürerdi.
Hayatımda beni benden daha güzel kadınlar kıskandı, daha başarılı, daha yetenekli, hayatta daha fazla yol almış ya da çok yakışıklı erkekler âşık oldu. Çok sonradan fark ettim ama olsun. Konu hiçbir zaman onunla alakalı değil; konu güzellik değil.
Kıssadan hisse: Her şeye kulağını tıkayacaksın. Güldürecek adamlar bulun. Hayatımda hiçbir zaman karşımdaki insanın güzelliği ya da yakışıklılığı benim için bir kriter olmadı. Bakımlı olması, kendine bakması bir kriter oldu ama.
İlişki türü ne olursa olsun, sizi görünce hayranlığı gözlerine vuran insan olsun; çünkü bir insan yürekten sevilince değişir dünya. Herkesin bir popisi var. Bir şarkıdan konu nerelere geldi…
Sevgiler,
Sevgi Müge Keçeci


Yorumlar Kıymetlidir…