,

ÖZ-güven.

Seneler önce biri bana, birine yardım ettiğimi anlattığımda aynen şunu söylemişti; “İşte, biz de böyle bir enayi seçiyoruz, her şeyi o yapıyor.”

Hem ne kadar rahat söylediğine, hem de bunu bu kadar rutin hale getirmelerine şaşırmıştım. Küçüktüm o zaman. Biraz da saftım. Çok alınmıştım. Bana hakaret etmesine mi, insanlara böyle yaklaşmalarına mı… Nereden tutarsak tutalım, elimizde kalan, düzeltmesi beyhude bir çabaya dair bir tespit.

O gün anlamıştım ama insanların nerelerden beslendiklerini. İyilik yapanı enayi zannettikleri zihniyetle, iyi insanları ezip, onların çabalarını anlamsız kıldıkları bir düzene aittiler. Bu düzene uyduklarında, yükseliyorlar ve en önemlisi iyi olmadıkları ve insan kullandıkları için birilerini yönetmenin verdiği özgüvenle beslendiklerini.

İnsanların özgüvenlerini ve başarısızlıklarını beslemeyin.

Nedir bu özgüven?

Şimdi hiç tanıma bakmadan anlatayım; özgüven içten gelir, başarı ise çalışarak, birilerinden beslenerek değil. Erken yaşta iş yaşamına adım attığımda, başarılı ve özgüvenli diye bahsedilen insanların aslında o kavramlardan ne kadar uzak olduğunu gördüm. Bu yüzden kurumsal hayatta çok barınamadım zaten. Olmadı bende. Çok üzüleceğimden ya da zarar göreceğimden değil, o ikiyüzlülük bana uymadı. Çünkü düzen oydu ve ona uymadığımızda ise zaten doğal seçilim olarak elenecektik. Yani, ben elenecektim. Çünkü kendimi de biliyorum. Başkaldırırım. Uymam. Uyamam. Tabiatıma ters.

Hala bile görüyorum. Geçtiğimiz gün bir şey geldi başıma. Benimle alakası yok ama ucu bana bile dayandı. Öyle başarılı, böyle başarılı. Şöyle iyi, böyle mükemmel. Her işi başkası yaptı, kendi başrol oldu. Daha bana ucu dayandığında, senaryonun böyle şekilleneceğini zaten anladım. Ama sevdiğim biri için sesimi çıkarmadım.

Sorsan her şeyi kendileri yapıyorlar, süslü cümleler havada uçuşuyor ama sor nasıl yapıldı, bilinmiyor. Herkes kendini parlatma derdinde.

Onu ekle, bunu ekle. Öyle parlat, böyle şaklat sonra patladı gitti. İşte, o işler öyle olmuyor. İnsan, kendini bilecek. Bu zaten çok uzun bir yazının konusu. Kendini bilmek. İngilizler; “Know thyself” derler. Biz de ise “Kendini bil” diyoruz.

Sizler için güzel bir özet olsun diye yapay zekaya sordum. Kısa açıklaması burada.

Kendini bil” ifadesi, en basit anlamıyla, bir bireyin kendi doğasını, karakterini, güçlü ve zayıf yönlerini, inançlarını, değerlerini, motivasyonlarını ve duygularını anlaması anlamına gelir. Bu, iç gözlem, öz eleştiri ve sürekli öğrenme yoluyla elde edilen derin bir öz farkındalık halidir. Kendini bilmek, sadece kim olduğumuzu değil, neden öyle olduğumuzu ve nasıl daha iyi bir versiyonumuz olabileceğimizi anlamayı da içerir.

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, “kendini bil” emri, insanın evrendeki yerini, insan doğasının temel özelliklerini ve varoluşun anlamını sorgulamayı da içerir. Bu anlamda, felsefenin, psikolojinin ve hatta dinin temelini oluşturur.

Tarihi Geçmişi

“Kendini bil” ifadesinin kökenleri Antik Yunan’a kadar uzanır. Delfi’deki Apollon Tapınağı’nın girişinde yazılı olan üç özdeyişten biriydi (diğerleri “Ölçülü ol” ve “Kefalet ver, zarar yakındır”). Bu özdeyişlerin ne zaman yazıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, MÖ 6. yüzyıla kadar uzandığı tahmin edilmektedir.

“Kendini bil” ifadesi, Sokrates, Platon ve Aristoteles gibi Antik Yunan filozoflarının düşüncelerinde merkezi bir rol oynamıştır.

Sokrates,

“Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir”

sözüyle, bilgiye ulaşmanın ilk adımının kendi cehaletimizin farkında olmak olduğunu vurgulamıştır. Platon, ruhun ölümsüzlüğünü ve ideaların varlığını savunurken, kendini bilmenin ruhun doğasını anlamakla mümkün olduğunu öne sürmüştür. Aristoteles ise, insanın mutluluğa ulaşmasının yolunun erdemli bir yaşam sürmekten geçtiğini ve erdemin de kendini bilmekle mümkün olduğunu belirtmiştir.

“Kendini bil” kavramı, Antik Yunan’dan sonraki dönemlerde de önemini korumuştur. Rönesans, Aydınlanma ve modern felsefe akımlarında farklı şekillerde yorumlanmış ve insan düşüncesini etkilemeye devam etmiştir. Günümüzde psikoloji, kişisel gelişim ve maneviyat gibi alanlarda da sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.

Özetle, “Kendini bil” ifadesi, binlerce yıldır insanlığın temel sorularından birini ifade etmektedir: “Ben kimim?” Bu soruya verilen cevaplar, bireylerin ve toplumların değerlerini, inançlarını ve yaşam biçimlerini şekillendirmiştir. Kendini bilmek, sürekli bir süreçtir ve her bireyin kendi iç dünyasına yaptığı bir yolculuktur.

Okuduk, anladık umuyorum.

Kendini bilmek ve özgüven birbirini tamamlar. Böylelikle, kimseyi enayi görmediğimiz bir sistemin bir parçası haline geliriz.

Cem Yılmaz’ın dem vurduğu ve Faruk Eczanesi ile hatırlayacağımız minik dokundurma olan; “bilmiyorum” sözcüğü dilimize dahil olabilir. Oldukça da bir bilene danışılır. Gerçek bilenleri görebiliriz. Bu süreç böyle ilerler.

Ama şu an bulunduğumuz düzende herkes “çok biliyor”. Özgüven tavan. Sorsak muhtemelen birçok şeyin cevabını alamayacağız. Bu nedenle de; herkes kendine gizli bir “ayakçı” bulma derdinde. Neden “gizli”? Kendi bilmediği ortaya çıkmasın diye. Kendimizi o kadar ön plana atalım ki, kimse bize soru soramasın.

Başak örneğini verirler. Başak ne kadar doluysa, o kadar eğridir. Bilgi de böyledir, bilginin ve yapmış olmanın getirdiği özgüven de böyledir dolayısıyla. Bildikçe mahcubiyetin artar. Bildikçe, kendi yükün kendine ağır gelir.

İşte; herkes bilirse güzel şeyler olur. Yardımlaşma artar, bir bilene soruldukça daha çok değer verdiğimiz insanı parlatırız. Şu an sadece elimizde; birlikte yükselelim yok, hep birilerini kullanarak yükseleyim ve işim görülsün var. Sorumluluğu at kaç, güzel iş. İyiliğin enayiliğe döndüğü çok ince bir çizgi var.

Sözüm bilenlere; o sınırı iyi çizin.

Kendi adıma, seneler içinde, kendi işimi kendim görmeyi öğrendim. Aslında yardım almayı da, etmeyi de bilirim ama bir kere yardım ettin mi, yandın. Geçtiğimiz gün “X”te biri yazmış, her şeyi öğrenmekten sıkıldım diye. Haklı.

Herkes uzman ama kimse değil. Kendi adıma en çok “bilmiyorum” derim bu yüzden de çok eleştirilirim. Ama bilmiyorum işte. Bilmediğim çok şey var.

Bu yazı çok uzar.

Siz de yazın.

Konuşalım.

Sevgi Müge Keçeci

Yorumlar Kıymetlidir…

Comments (

0

)