,

anılar.vol.5

Sene 2007. Bir sene sınıfta kaldığım için 18 yaşında lisenin son sınıfındayım. O dönem üniversiteye gireceğim. Dershaneyi filan bırakmıştım. Her hafta sonu sabahın 9’unda tepemde dikiliyordu. Her kurs günü ehliyet kursuna gideyim diye beni kaldırırdı; istisnasız her kurs günü.

Adamın üniversite umurunda değil, ehliyet alınacak! O sene babam vefat etti. Ehliyet sınavına benimle dayım geldi. Sınavı tekte, hepsinden tam puanla geçtim. O zaman tabii manuel ya da otomatik ayrımı yok, paşa paşa girdik manuel sınavına. Annemin ailesi Bursa’da yaşıyor. Borç harç temizlemek vesaire derken elimizde minicik bir araba kalmıştı.

Ben bayram seyran demeden, Şoför Nebahat gibi, şimdi çocuk denilen yaşta, 20-21 yaşında çok uzun yol gittim geldim. Kendimi savunmak için söylemiyorum ama gerçekten benim hiçbir hatamın olmadığı çok kaza yaşadım. İlk kazamda babasızlığı çok derinden hissettim.

Yaşadığım yerde ağabeylerim vardı, önce onları aradım. Bizi çocukları gibi sahiplendiler; hem o ağabeyler hem de komşularımız. Gel zaman git zaman, bir gün, sene 2008 ya da 2009, bayram sabahı, erkenden yola çıkacağız trafiğe kalmayalım diye. Sabah 5.30 ya da 6.

Benzin almak için semtteki benzinliğe girdim. Benzinimi aldım. Lastik kontrolü yaparken yanıma görevli, benden küçük bir genç geldi, yardım ediyor. Bir anda “Abla, ben çok dertliyim,” dedi. Gözlerim açılmıyor, daha kendime gelememişim.

Hayırdır?” dedim. “Abla, benim bir kız arkadaşım var. Dün gece mesaj atmış, ‘Ayrılalım,‘ demiş,” dedi. Ama nasıl içli içli ağlıyor! O kadar temiz yürekli, belli ki çok sevmiş. Annem evde bekliyor, yola çıkmam lazım ama bırakamıyorum. Nasıl ağlıyor!

Sen ne dedin?” dedim. “Ne diyeyim abla, ‘Tamam,’ dedim,” dedi. “Peki neden? Ne yaptın?” diye sordum. “Abla, orasını hiç sorma, ona üzülüyorum,” dedi. Kız arkadaşı başka bir şehirdeymiş ama buraya gidip gelirken çocuğun en yakın arkadaşıyla sevgili olmuş. Sabahın 6’sı!

Nasıl teselli edilir bilmiyorum. Çünkü kadın erkek fark etmez, böyle olaylarda benim şartellerim atar. Nasıl öfkelendim sabah sabah! Bir yandan annem arıyor, yola çıkılacak ya. Bırakamıyorum da. Belki yarım saat dil döktüm.

Daha çok ağlıyor. Biraz kendine geldi. İznini isteyerek ayrıldım. Arkamdan su dökerek uğurladı beni. Bazen ben bile çok şaşırıyorum yaşadığım şeylere. Rüya mıydı, gerçek miydi? Gerçekten arabaya binince kolumu sıktım.

Eve geldim. Annem sinir küpü: “Neredesin sen, o, şu, bu…” Konuyu anlattım. Annem de üzüldü. “E be kızım, söylesene!” dedi. Bu iki konunun kıssadan hissesi: Kadınlar güçlerinin dengesini kurmayı bilecek. Kendi ayakları üzerinde durup dertleri kendileriyle olacak.

Kız bir de çocuğu öyle ezmiş ki: “Sen kilolusun, sen öylesin, böylesin…” İçine oturmuş sanki, en yakın arkadaşıyla olması yetmiyormuş gibi. Üç buçuk saatte Karacabey’e ulaştık. Yol boyunca düşündüm, annemle konuştuk. Bazı insanlar seçiliyor, o tamam, o cepteydi.

Kızı ya da erkeği de yok. Bazen, bazı şeyler yürümez ama bu denli şeyler bana çok iyi niyet gelmiyor. O gün çok üzülmüştüm. Sonra birkaç ay sonra o da işten çıktı. Ama kendini toparlamıştı.

Çok güler yüzlü bir çocuktu. O olaydan sonra çok kez gittim istasyona ve her gördüğünde; “Abla o gün beni dinledin ya, seni Allah gönderdi o gün. Sen çok iyi insansın, Allah gönlüne göre versin” der uğurlardı.

Bu da böyle bir anıydı.

Bu Ada’ya anlatılmazdı:)

Sevgiler.

Sevgi Müge Keçeci

Yorumlar Kıymetlidir…

Comments (

0

)