
Komik bir anı. Heralde 7-8 yaşlarımdayım. O dönem babamın Amerika’da yaşayan bir arkadaşı bize sürekli VHS kaset gönderiyor. Ayda bir çizgi filmler geliyor. Ben bir tanesine takıldım. Pocahontas. Sabah akşam onu izliyorum.
Barbie oynamayı çok severdim, ne Barbie kaldı, ne oyuncak kafayı Pocahontas’a taktım. Aradan zaman geçti, bir sabah bir kalktım yanımda bir Pocahontas Barbie’si. Gittim, sabahın köründe babamı öpmeye, tabii okula gitmeme pazarlıkları da başladı.
Pocahontas’la oynayacağım ya…
Neyse babam dedi ki; “okula git gel akşam sana bebekle ilgili bir şey söyleyeceğim ama okula gitmezsen olmaz”. Bu bana söylenecek şey değil, o gün okulda hiçbir şey anlamadım.
Eve geldim, babamı bekliyorum. Neyse, geldi. Meğer Pocahontas bebeğin özelliği elbisesindeymiş. Bebeği salladıkça, krem rengi elbisenin üzerinde renkli renkli yapraklar beliriyor. Sonra neden hep elbise, kıyafet tasarladım kendi çapımda.
Sabah akşam Pocahontas’la oynuyorum. Bir zaman sonra, bir sabah bir kalktım. Annem ve anneannem Pocahontas’a yatak dikmişler, içine koymuşlar. Ama fistolu filan, Pocahontas dönmüş mü Heidi’ye. Ama o kadar güzeldi ki yatağı. Anlatamam. Tabii danteller, fistolarla değişik olmuş.
Şey gibi, babam; “Pocahontas gibi ol” dedikçe, annem “nau nau Heidi olsun” der gibi bir hikaye. Çok gülerim hatırladıkça. Ama ne zaman ormana gitsem ağaçlarla konuşurum. O daha da çocukluktan kalan bir anı, Pocahontas öncesi dönemden.
Prenseslik başka iş ama annem ve babama çocukluk senelerimde kreatif yönümü geliştirmem için beni destekledikleri için teşekkür ederim.
Kendiniz olun. Mücadeleniz her zaman kendiniz olmak olsun. Onlardan aldıklarımızı kesinlikle inkar edemeyiz, illa bir yerlerden benzeriz. Ama sizi, siz yapan şeyleri daha çok yapmanız, sizi siz yapar.

Yorumlar Kıymetlidir…