anılar. vol.2

Seneler geçtikçe daha az konuşuyor insan, daha çok hissediyor. Bugün tüm gün düşündüm; İyabim’in Müge’sini, Müge’nin İyabim’ini. Onunla ilgili komik anılardan biri geldi aklıma.

Bazı renklerin çok anısı vardır benim için. Orta okuldayım. O zaman dedem hasta, bütün işler babamın üzerinde. Eve iş getiriyor. Dedemin hastalığı ciddi ve mezun olmasa da 6 sene tıp okumuş biri olarak tedaviyi reddediyor. Babam hem gergin, hem de koca fabrikanın başında.

Bir de ben babama nasıl aşığım. Hem babama, hem dedeme. Okuldan geldiğim gibi aradım ikisini de… Şey vardır ya; sapıklar. Her gün aynı terane. Annem kızar; “arama rahatsız etme, işteler” der. Ama yok, illa aranacak.

Bir de ikisinin ne hoşuna giderdi. Onlarda, o kadar iş arasında benimle sohbet ederlerdi. Bir gün yine babamla konuşuyorum; “akşam seninle iş yapacağız” dedi. Nasıl heyecanlandım. Ödev, mödev hak getire.

Çocukluktan bu yana çalışmaya hayranım zaten. Babam ilk işimi verecek, çok heyecanlıyım. Neyse, yemek yendi, masanın üzerine dosya açıldı.

Print çıktısı alınmış koca koca sayfalarda tablolu bir sürü detay var. Onda bir nüsha, bende bir nüsha; depo sayımı ile stoğu karşılaştıracağız. Başladık çalışmaya. Ben okuyorum, o teyit ediyor.

İşte renkleri okurken bir renge geldim, takıldım, okuyamıyorum kesinlikle. Babam; “okusana kızım” diyor ama yok kesinlikle okuyamıyorum. Annem geldi yanımıza, o da “oku” diyor, yok. Çıkmıyor. Baskı olunca birden “hakı” dedim. Derin bir sessizlik ve ikisi de gülmeye başladı.

Bebeklikten bu yana çok meraklıymışım, her şeyi sorarmışım, çok tuhaf bir kelime arşivim de vardı ama yok, hayatımda o şeyi hiç görmedim. Nasıl gülüyorlar. Babam baktı; “haki o” dedi. Tabii ben de yine bir çağrışım yapmadı.

Annem diyor ki; “hani çok seviyorsun ya bahçede bir çam ağacı var”. Ama bir yandan da nasıl gülüyorlar, ben de güldüm kendime. Gel zaman git zaman, hala bile evde bu konuşulur, güleriz. Çok severim bu rengi. Geçtiğimiz gün elime bir tayt alınca o güne gittim.

Konunun özeti şu; babam beni asistanı gibi yetiştirdi, fuar fuar gezdirdi, küçücüktüm, “her şeyi öğreneceksin” mottomuzdu. Bir de o dönem dedem hastaydı, kendisi benim en yakın arkadaşımdı, sırdaşımdı. Babam da eksikliğini hissetmeyeyim diye çanta gibi götürdü her yere.

Hepsi yurtdışı görmüş insanlar, medeni ülkelerin neredeyse hepsini gezmişler ama tabii en önemli eğitim evde başlar. Bir erkeğin, kızları cesaretlendirmesi ile başlar. Okulda öğretmenlerim tarafından çok kez “gerizekalı” olduğum iddiasıyla yaftalandım.

Zorbalıksa, arkadaşlarımdan da, öğretmenlerimden de sonuna kadar yaşadım. Kırdı mı? Elbette. Etkiledi mi? Evet. Aştım mı? Evet. Ve her defasında aslında bana çok kıymetli bir hediye oldu. Onlar sayesinde kendi değerimin farkına vardım, her gün. Daha çok kendime döndüm.

Evde aile bireyleri tarafından aşılanan özgüven hiçbir yerde alınmaz. Bilmek, güç getirir. Merak güzeldir. Çalışmak, işe yaradığının hissettirilmesi, küçük yaşta sorumluluk almak önemli mevzulardır. Ben kendimle mutluydum, mutluyum da. Her defasında hep aynı sonuca vardım.

Yalan yok, babam dönemine rağmen geç evlenmesine rağmen çocuk gibiydi. Lakin ki çok sevgi dolu bir karakterdi. Kırmızı çizgileri olan bir adamdı. Çok netti. Bir de şey aramızda 30 yaş vardı ve ona baba diyebileceğimi söylerdi. Özledim seni komik adam.

Sevgiler,

Sevgi Müge Keçeci

Yorumlar Kıymetlidir…

Comments (

0

)