anılar. vol.1

Anı anlatıcı Müge.

Başlıktan da anlayacağınız üzere; “Anılar” bir seri olacak. Bu da ilki:)

Nereden çıktı bu “anı” serisi. Kuzenimin kızı, son ziyaretlerinde böyle bir yerlerden fırlayıp, bir anda belirerek yanıma gelip; “Müge, anı anlat, hadi anı anlat” diyerek bana Tatilya’daki Masal Ağacı muamelesi yaptığından bu yana tam bir “anımatik” olarak geziyorum. Manifest gibi bir şey oldu. Beni “anıcıya” dönüştürdü.

Sonra baktım, ben sürekli anlatıyorum. Başladım minik minik notlar almaya, çok anı oldu. 100 yaşındaymışım gibi hissettim.

Başlayalım mı ilk anıyla?

O zaman bir gelsin babamla. Lise son, bir hafta sonu ben arkadaşlarımla, o da arkadaşlarıyla buluşacak. Evden çıktık, o zaman sms tabii. Sürekli ötüyor telefon, dıt dıt. Biz de bir şey konuşuyoruz.

Aç bak” dedi. “Yok” dedim. “Aç, aç” diye ısrar edince açtım mesajı, bir arkadaşımın sevgilisi ile ilgili bir problemi. O zamana dek babamla hiçbir şey konuşmamışım bu konularla ilgili ama onun ültimatomları meşhurdur; “Benim kızım şöyle yapacak, böyle yapacak” gibi.

Telefonu hafiften saklar gibi yazarken; “Gönül işleri mi?” diye sordu. “Yok” dedim ama şaşırdım. Bende yalan yoktur. “Hadi, hadi biz de geçtik o yollardan” dedi. İnsan şeyi anlayamıyor; bir tufaya getirip kıstıracak mı, yoksa cidden mi soruyor. “Yok valla” diyorum.

Biliyorum” dedi kahkahayı bastı, “Şaka yapıyorum” dedi. Şöyle baktım. Çok haşere bir karakterdim ben ama doğrucuydum, hiç yalanım yoktu. İnandığım şey için bile onunla kavga ederdim. Bayılıyordu bu huyuna. Neyse. Döndüm, baktım. Güldüm ben de.

Olsa böyle gülmezdin, yok ya ondan böyle rahatsın” dedim. “Olsun” dedi. “Olsun ama senin istediğin, kıymetini bilen olsun, senin getirdiğine hayır demem, sen bilirsin iyisini” dedi. Böyle koltuklarım nasıl kabardı. Nasıl gururlandım.

Yalnız, seneler içinde farkettiğim detay, yüklediği sorumluluk…

Çok ağır değil mi?

Babam üstümüze titredi, biraz fazla. Ona rağmen kendi bildiğim doğrular için, kendi kararlarım için dimdik durdum. O zamana kadar çok mücadele vermiştim inandıklarım için. “Teşekkür ederim” dedim. Şaşırdı. “Neden?” diye sordu.

Sana rağmen bile kendim olmamı takdir ettiğin ve bana güvendiğin için” dedim. Kolumu sıktı. Bıraktı. O sene sonuna kadar, üniversite sınavına girdim, sınavdan iyi bir sonuç aldım, hazırlığı geçtim. İlk defa o sene ağladığını gördüm.

Ailece birlikte çok mücadele vermiştik. O sene sonunda vefat etti. Demem o ki; kızlar için babaları çok özeldir. Babalarının onayını almak, onlar tarafından takdir görmek. Duygularını çok güzel ifade ederdi, komikti, güzel adamdı.

O sene benim için çok özel bir seneydi. Dedeme çok ayrı ama babama çok ayrı aşıktım. Bir gün yine bir yere giderken; “ben küçükken senin telefonunu karıştırıyordum” dedim. Döndü, baktı, güldü; “annen karıştırmıyor” dedi. “Çok kıskanıyordum seni” dedim. Güldü.

Hala karıştırıyor musun?” dedi. “Yok” dedim. “Neden?” diye sordu. “6’ıncı sınıftaydım, görmemem gereken bir şey görürsem bununla yaşayamam” dedim. “Aferin” dedi. Diyorum ya, o sene çok şey paylaştık. Tam birlikte gezecektik ki, gitti. Ama sanki hep onunla gibiyim.

Hep diyorum babam bize çok başka bakmayı öğretti hayatı; duygularla, eğlenceyle, şakayla. Özgüveni çok yüksekti. Anlatarak değil, yaşayarak öğretti. Öyle davranarak öğretti. O da öyleydi, kendi olmak için mücadele etti babasıyla.

Bence onlar bizi hiç bırakmıyorlar. Bir şekilde, bir yerden hayatımıza dokunuyorlar gibi. Dinlediğimiz şarkıda, izlediğimiz filmde, bir çiçekte, bir canlıda. Şimdi okuyan ilk fırsatta babasına, dedesine bir sarılsın. Onlar çok büyük şans bizim hayatımızda.

Anıların devamı var. Şu an sadece dört tanesini okuyabiliyorsunuz.

Bu arada, fotoğrafın temsili olduğunu söylememe gerek yok sanırım. İkimiz de böyle değildik. Gürbüz benden eser yok:)

Sevgiler.

Sevgi Müge Keçeci

Yorumlar Kıymetlidir…

Comments (

0

)